Seni Seviyorum

Nasıl olduğunu bilmeden seviyorum seni, ne zaman, nerede ?
Dolaysız seviyorum seni sorgusuz ve onursuz,
Böyle seviyorum seni, bilmeden başka bir davranış;
başka bir yolumuz var mı ki seninle benim,
böyle yakınken göğsümde benim olan ellerin,
böyle yakınken düşümle kapanmış gözlerin.

Pablo Neruda

  Sevdiğine, Sevgililer Günü'nde bir öykü armağan etmek, sana bizim  öykümüzü armağan etmek istedim... Yine aramıza yollar girmesine ramak kala, geride iz bırakma çabası içindeyim hep olduğu gibi... Giderken iz bırakıp-bir mektup, bir parfüm-döndüğünde boşlukları doldurma çabası-mutfakta geçirilen abartılı saatler, gereksiz temizlik-gibi; sanki bunları yaparak ayrı geçen günlerin, zaman kaybının izlerini silmek gibi. Her gidişimde yok oluverecekmişim hissi, döndüğümde yerini bir varoluş azmine bırakıyor... Bu itirafı çok güçlü bir his ama bir yadsınamaz bir gerçek ki ben seninle var oluyorum sevgilim...

  Çiçeği burnunda evli, taze aşık, hatta Aşuk'la Maşuk olmamızın ötesinde sevgimizin temelinin yıllar önce bizzat senin tarafından çok sağlam atılmasına bağlıyorum şu anki mutluluğumuzu...

Aşk her şeyden bağımsız mı? Hepimiz sevgi kelebekleri miyiz? Ne büyük bir yanılgı... Bence aşk; her şeyde kendinden, ondan bir parça bulabilmekte. Her eyleme bir parça sevgi katabilmekte marifet... Yaptığın her şeyi özel kılan da bu paylaşma hissi bana göre... Bunu bana her gün doyasıya yaşattığın için müteşekkirim sana.

Bir önceki paragrafa bakınca bu bilgece sözlerimin erdemine 1 günde ulaşmışım hissi rahatsız etti beni ya da bugünün hatırına ustaca parçalanmış bir Edebiyat becerisine sahip oluverişim. Gerçek hiç de öyle değil sevgilim, pişmeden önceki hamlık süremiz aslında bizi biz yapan... Gel bilenler için yazılı haliyle kalıcı olarak bir kez daha, bilmeyenler için tekrar anlatalım hikayemizi...

Yıl 2010 Mart... Arkadaşımın ofisine gittim, o işten çıkınca yemek yiyeceğiz, onun hazırlanmasını bekliyorum. Dalgın, açlık dolayısıyla belki biraz asabiyim. Kapıdan biri girmiş. 'Afedersiniz, ben Mehmet'e bakmıştım.' dedi. Ben de hazırlandıklarını ve odanın yerini söyledim. Teşekkür edip çıktı, ben de arkadaşı sabırsızlıkla beklemeye devam ettim. Ertesi gün bir haber geldi arkadaşımdan: 'Berna Hasan'la tanışmak ister misin?' diye. Ben de 'Hasan kim?' dedim. Arkadaş açıkladı: 'Hani dün gelip Mehmet'i sormuş ya,işte o!' 'Haah,olabilir ama tek görüşmem, hep beraber yemek yiyip tanışacaksak olur.' Ertesi gün buluştuk, ben ne giydiğimi hala hatırlıyorum, Hasan da hatırlıyor ama o günden Hasan'a dair aklımda kalan tek şey hiç konuşmayan biri olduğu... Yemek sonrası bizim arkadaşların acil işleri çıkıverdi, ben de nezaketen Hasan'la çay içtim ama ortak nokta bulmak çok zor konuşmak için... İkinci gün fikrimi sordular; beğendim mi, telefon numaramı ona versinler mi? 'Valla, iyi birine benziyor ama kavun değil ki bu, kokla alasın. Benim çalıştığım yerde kurs alıyor, arada bir yemeklerde görüşürüz, ne bileyim çay içeriz.' dedim. Hasan o günden sonra hiç ayrılmadı peşimden...

Tanışmamızın 3. gününde hasta olduğumu iddia ederek Hasan'la görüşmek istemedim, ama o zamanlar Hasan'ın ısrarcı bir kişilik sergileyeceğinden haberim yoktu. Kapı çaldı, elinde canlı bir saksı çiçeğiyle sevgili kocacım beni hasta ziyaretine gelmiş. Kahretsin aldığım aile terbiyesine:) bizde kapıdan misafir çevrilmez, hatta çay ve evde ertesi gün gelecek misafirler için can komşum tarafından yapılmış Tiramisu bile ikram edilir. Tam ben çay tazelemek için mutfağa giderken Hasan diz çöktü, elimi tuttu, bana aşık olduğunu, beni çok sevdiğini, benimle yuva kurmayı ve çocuklarımızın olmasını istediğini söyledi ve evlenme teklifi etti. Şoka girdim ben ama bu ilk şoktu çünkü 11 gün içinde Hasan bana 3 kez evlenme teklif etti ve 3 kez reddedildi. Ne  yapsaydım yani? 3 gün önce tanışıp bir yemek yiyip, 2 kez çay içtiğim adamın beni sevdiğine inanıp evet hemen evlenelim mi deseydim?

Bu 11 gün tam bir kedi fare kovalamacasıydı. Ben kaçmaya çalıştıkça Hasan her yerden beni kovaladı ve hep yakaladı. Sahilde yürüyüş yapmak istediğimi ve onunla görüşmek istemediğimi, yalnız kalmak istediğimi söyledikçe sahilde benim dolaşabileceğim zaman dilimini hesaplayıp, pusuya yatıyor ve her defasında da beni yakalıyordu. Lafı bi yerden bağlayıp evlenme teklif ediyor ve reddediliyordu:))) Ay canım kocam benim!!! Aslında benim sevgiye en muhtaç olduğum ama kimseye verecek sevgi kırıntımın olmadığı bir dönemde hayatıma girmiş olmasıydı onun en büyük talihsizliği... Hasan'ın kursu bitti ama telefonla aramaları, uzun mesajlar halinde attığı şiirleri, her hafta sonu Gölcük'e gelmek istemeleri hiç bitmedi. Azmetti bir başka kurs için yine geldi, buldu beni... Bu arada elinde sürekli bir hediye oluyordu, getirdiği çiçekler dışında hiçbir şeyi kabul etmedim. Bu benim kendimce umut vermeme biçimimdi. Hatta artık günden güne açık açık nezaketi bir yana bırakıp, bir daha kursa gelip gelmeyeceğini, bence gelmemesini, beni sevmediğini, ama beni sevmeyi sevdiğini, yani bu histen hoşlandığı için tüm bunları yapar olduğunu, 'O elmayı seviyor diye elmanın da onu sevmek zorunda olmadığını' bile söyledim. Telefonlarına çıkmıyor, kapıları açmıyordum, ama canım kocam beni yine şaşırtmaya devam ediyordu. Bir sabah ben servise binmek için durağa indiğimde sabahın 6 bucuğunda oraya gelmiş olan Hasan'ı gördüm, gözlerimi ovuşturdum ve: 'Allah'ım sanırım hala uyanamadım ve kabus görüyorum.'dedim kendi kendime. Şu satırlara bakınca onu süründürmekten zevk aldığımı düşünüyor insan, ama aslında gerçek bu düşünceden o kadar uzak saflıkta ve acılıkta ki... Yıllarca babamdan hiç ilgi görmemişim, her işimi kendim yapmaktan, güçlü olmaktan, ayaklarım üzerinde durma çabamdan sebep feminist, ezilmeyen, ezilmemek için tırnakları hep yırtmaya hazır dışarda olan biri olagelmişim. Safça sevip, hiç safça sevilmemişim. İlişkilerde yapıcı değil,hırslarla dolu yıkıcı sevgiyi yaşamışım. Hep bir yarış, hegemonya altında bir başkaldırı, direniş, serzenişlerle dolu acı çekişler olmuş benim ilişkilerim... Ben hiç gerçek sevgiyle sarmalanmamışım...

O gün Hasan'a tek kelime etmeden servise bindim ve uzaklaştım, ertesi gün daha erken saatte Hasan yine o duraktaydı.... Yaptığım her şey onu daha da cesaretlendiriyordu, bense gitgide daha da evhamlanıyor, duraktaki herkesin Hasan'ın orada benim için beklediğini bildiklerini, gözucuyla beni süzdüklerini düşünüyordum. Hasan'ı çektim kenara: 'Ya sen niye her gün burda bekliyorsun? Ne istiyorsun?' dedim. Hasan sadece durakta beklemekle ilgili bir şeyler geveledi, ben daha da hırslandım, sabahın köründe evimin önünde bekliyorsun, ama minibüse binmiyorsun, durak sapığı mısın sen? diye azarladım onu.  Bu durak sapığı betimlemesi benim için zaman içerisinde bir utanç cümlesine, sonra da gülümseten bir espriye dönüştü. Yaklaşık 2 yıl Hasan'la hiç görüşmedim, konuşmadım, bizi tanıştıran arkadaşı bile görmedim. Bu 2 yılda Yüksek Lisans'a başladım, evimi defalarca taşıdım, telefon numaramı değiştirdim, salsaya başladım, evim yandı, çaresizliği en acı haliyle iliklerime kadar hissettim... 1 hafta sonra, bir sonbahar günü, geçici olarak görevlendirildiğim okula doğru giderken bizi tanıştıran arkadaşa rastladım. Kısa bir muhabbetin ardından onunla tek ortak noktamız olan Hasan'ın nasıl olduğunu sordum. Tabi ben bu 2 yıl zarfında onun beni defalarca uzaktan uzaktan görüp izlediğini, eski evimin sokağında dolaştığını, Facebook'tan bir arkadaş vasıtasıyla fotoğrafımı ve medeni halimi takip ettiğinden bihaberdim. Hasan'ın hayatındaki değişimden bahsetti bana ve onu çok da sosyal biri olarak hatırlamadığım için onun adına çok sevindiğimi söyledim. Akşam üzeri de gayri ihtiyari selam söyle dedim. Yine yıkık dökük bir zaman dilimindeydim, sahip olduğum şeylerin ya da sahip olunması gerektiğine inandığım, inandırıldığım, kimseye güvenemediğim bir dönemde, yine sevgi kırıntıları ve hayal kırıklarıyla kesikti yüreğim. Manen sıfırlanmış, tükenmiştim. Yangının ardından bir arkadaşım: 'Allah böyle büyük bir felaketin ardından, çok büyük bir mutluluk verecek hocam sana.' demişti. Kapkara elime, koluma bakıp bu söze inanamayışıma gözümde titreşen bir kaç damlacık eşlik etmişti.

Bu arada selamımı almış olan Hasan öyle mutlu olmuş ki, telefon numaramı istetmişti arkadaştan. Bak dedim sadece arkadaş olarak görüşürüm, eski şeyleri yaşamaya hiç niyetim yok. Görevli olduğum o günlerde Mehmet hayatımın akış yönünü değiştiren çok önemli bir cümle kurdu: 'Belki de sen hayatının mutluluğunu elinin tersiyle itiyorsun ve farkında değilsin! Bir dene, olmazsa ayrılırsınız ve emin ol o daha az üzülür!' Bu cümle aslında ne büyük bir aydınlanma sağlamıştı yaşamımda, geriye dönüp Hasan'a ettiğim eziyeti hatırlayınca, onda kötü bir şeyler arayıp bulmaya çalıştım.Yoktu, tek suçu beni sevmekti ve ben ona sırf beni sevdiği için acı çektirmiştim. Aslında bu doğal bir süreçti, önce canınız yanar, sonra can yakarsınız...

Gel zaman git zaman, Hasan'ın yolu, benim mahalleme düştü. Tanımadığım bir numaradan arayan kişi Hasan olduğunu ve benimle görüşmek istediğini söyledi. Buluştuk, geçen 2 yılda hayatımızda olup biteni paylaştık ve o beni ısrarla eve bırakırken: 'Durakta beklediğin günler için dönüp baktığında pişman mısın?'dedim. 'Hayır değilim, bugün olsa yine beklerim.' dedi Hasan, ben tehlikeyi sezdim, uzatmamam gerektiğini anladım ve 'O zaman çok kötü davrandım aslında sana, hak etmiyordun, kusura bakma.' diyebildim.

Aradan sanırım 1 ay geçmişti, hala tükenik, hala aşk adına vaadde bulanamadığım bir süreçti yaşadığım. Hasan bir yerlerde, nadiren cevap verdiğim telefonların ucundaydı, bu sefer belli belirsiz, bu sefer hissettirmeden... Bir gün açtım telefonu, bir müddet hoşbeşin ardından, anlat dedim. Beni hala seviyorsun sanırım, sevgini anlat. Hasan anlatmaya başladı, o anlattıkça benim hakkımda ne çok şey bildiğine hayret ettim, beni o kadar iyi tanıyordu ki... Ve fark ettim ki ben aslında onu hiç dinlememişim. Sonra hiç görüşmeden geçen 2 yılda hala bunları hissediyor olmasının çok sağlıklı olmadığına inandırmaya çalıştım onu, o da ne kadar sağlıklı olduğuna ikna etti beni...

Peki, dedim, deneyelim. Ama bil ki sana dair en ufak bir sevgi yok içimde, aşık değilim. Beklentilerini yüksek tutma, yapamazsam ayrılırım, öyle sürekli beni aramak, sıkboğaz etmek de yok. Benim tüm itirazlarıma mantıklı cevapları vardı Hasan'ın ve ben o akşam ona 'tamam, bi deneyelim derken, o anda onun doğru insan olduğunu anlamıştım ve onunla evleneceğimi biliyordum.' Hasan adım adım bana kendimi anlattı, sevilmeye değer yanlarımı bulup ortaya çıkarıyor, sabırla onu seveceğim zamana yatırım yapıyordu... Ben onda kendimi buldum, hırçınlıklarımı törpüleyen sakin yanını, gündelik hırs ve egolardan arınmış bilge tarafını... Sonra ben onu öyle sevdim ki.... Hayatımın en büyük fobisiydi evlilik....

En büyük fobim ilişkimize saçma sapan sorular olarak tezahür ediyor, sevgilim herbirine hiç usanmadan, sabırla cevaplar veriyordu. Bu fotoğraf 6. buluşmamızda çekildi:))) Tüm şahitlerin huzurunda bir gece ansızın evlenme kararı almamızdan iki hafta sonra gerçekleşti nikah... Ve ilk günden beri sen harika bir eş oldun, kocaman kocam, kocim benim...

Beni her şeyin üstünde, en sevilesi, en sakınılası, korunası, en baş tacı ettin. Seninle kendimi hep narin bir inci tanesi gibi hissettim. Zaten senle başlamamızdan bugüne geçen sürede herkes aşkın, sevginin, evliliğin bana ne kadar iyi geldiğini, beni güzelleştirdiğini, ne kadar mutlu ve huzurlu göründüğümü söyledi bana hep:) Aslında ben hiçbir şey yapmadım, sadece senin kurduğun köprüde aşkının ve sevginin içimde dolaşmasına, beni dönüştürmesine, yaralarımı iyileştirip yerlerine çiçekler dikmesine izin verdim. aslında ben kendim için ne büyük bir iyilik yapmışım. Sen bilmezsin, ben senin duyduğundan daha fazla duymadığın zamanlarda şükrederim Tanrı'ya. Başta babam olmak üzere hayatıma girmiş erkeklerin tümünden daha fazla yüzümü güldürdün sen ve seni bana yolladığı için şükrederim Tanrı'ya... Bazen çok sebepsiz doluverir ya gözlerim şu an olduğu gibi, sen bilmezsin minnet parçaları vardır içlerinde, bazen çok sebepsiz şenimdir ben, o senin sevginin bendeki yansımasıdır.

Senleyken müthiş güvendeyim, sen benim Süperman'imsin, sol yanımsın, ben en çok neyini severim bilirsin, sakinliğini... Ben de fırtınalar kopuyorsa, dünyanın en güvenli yerine, sol göğsüne yaslarım başımı, dinginliğinde huzur bulur, yatışırım... Senle asla kavga edemeyiz, ben sama alevi olan parlamamı yapar, sönerim, sonra sana sığınırım. Sen bana sarılır, öper, her şey daha güzel olacak, hepsi geçecek dersin.... Evlilik çok güzel bir şeymiş, ama seninle:))) Seninle 100 yaşımıza kadar yaşamak istiyorum:) 

Ey sevgili, artık bu öykünün bir yerden toparlanıp zirvede bırakılması gerekiyor... Sayılı günler kaldı, gidiyorum... Bizim evin maceracı kedisi de benim işte... Senle olduğum süre içinde kariyerim ve akademik çalışmalarım için köstek değil, destek olduğun için sana minnettarım.


Sen bana bu gücü ve güveni aşıladıkça ben daha güzel yarınlara olan inancımla çalışmalarıma devam ediyorum. Beni tercih etmek zorunda bırakmadığın için, benden gelen her şeyi sevgiyle kabul ettiğin için inanılmaz bir kocasın sen... Türkiye ve hatta eşdeğeri birçok ülkede bir erkek olarak ortalamanın üzerinde karaktersel standartlara sahip, egolarından sıyrılmış bir erkeksin... Gözüm hiç arkada değil... 

Ben seninle hayattaki en önemli şeyin aile olduğunu anladım. Bana bunu her dakika sevginle, her işe bir parça sevgi koyarak hissettirdin. Eskiden her şeyim tam ama bir yanım hep eksik hissederdim, ama artık en önemli yanım tam, gerisi eksik olsa da sorun değil diyorum...

Seni çok seviyorum...