D VİTAMİNİ

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu 'nun D Vitamini hakkındaki görüşleri ve değerlendirmemiz. 



Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’nun 01.07.2015 tarihinde Hürriyet gazetesinde yayınlanan “Bu yaz D Vitamini stoklayın” başlıklı yazısını okumanızı tavsiye ediyoruz. Gerçekten çok önemli bir yazı… Çünkü bu yazıdaki görüşlerin büyük bir bölümü Prof. Dr. Canan Karatay'ın ve rahmetli Prof. Dr. Ahmet Aydın Hocamızın yıllardır söylediği görüşler. 

Bu yazıya geçmeden önce Osman Hocanın daha önceki D Vitaminiyle ilgili yazılarına da bir göz atalım. 

5 Mart 2014 tarihli "Kemik erir mi?" yazısında şöyle bir itirafı var:

"Araştırmacılar, besin destekleriyle sağlanacak dış müdahalenin mi yoksa gıdalarla alınan ve güneş ışınlarıyla aktive olan doğal katkının mı yeterli olduğu konusunda halen fikir birliğine sahip değiller.

Arzulanan D vitamini düzeyi 30–40 ng/ml’dir. Hatta bazı uzmanların 50-70 ng/ml civarında beklentileri vardır.

Başta biz hekimler olmak üzere, tüm sağlık çalışanları, cilt kanserine karşı alınacak ilk önlem olarak doğrudan güneş ışınlarından uzak durmak gerektiğini savunuyoruz.

Kullandığımız kremlerin koruma faktörü neredeyse üç haneli olmak üzere!

Yoksa herkesi cilt kanserinden koruyacağız derken D vitamini eksikliğine mi sokuyoruz? Yapılacak ilk iş, koruma faktörü içeren krem kullanmadan günde 10–15 dakika (elbette kuşluk ve ikindi saatlerindeki daha az zararlı olan ışınlardan yararlanmak üzere) güneşlenmektir.

Ayrıca, somon ve ton balığı, süt, yumurta, karaciğer, portakal gibi D vitamini içeriği yüksek gıdalara beslenme planında yer vermek gerekir.

Yetersizlik durumunda -mutlaka bir doktor önerisi alarak- dışarıdan destek alınmalıdır."

Gerçekten bu itiraflar çok çok önemli.

1- Yıllarca insanların D Vitamini düzeyi  20-30 ng/ml  çıktıında gayet iyi hiç bir takviyeye gerek yok dediler.

2- Yıllarca insanları korumasız güneşe çıkarmadılar. Bu itiraftan da gördüğünüz gibi 50-80 faktörlü korumalar bile yetmedi üç haneli koruyuculara geçtiler. 

3- Yılarca insanları öğle saatinde güneşlendirmediler.

4- Daha sonra korumasız 10-15 dakika kuşluk ve ikindi saatlerinde güneşe çıkılmasını uygun gördüler. (tabii ki insanlar yine D vitamini alamamış oldu.) 

Osman Hoca'nın D Vitamini konusundaki pek çok görüşü, 14.07.2014 tarihinde rahmetli Prof. Dr. Ahmet Aydın Hocanın D Vitamini konusundaki görüşlerini "Nasıl ve ne zaman güneşlenelim" başlığı altında yazdıktan sonra değişmeye başladı. Bize göre bu yazı Osman Hocanın yaşamında D Vitamini ile ilgili dönüm noktası oldu. Bugünkü yazısındaki, "Duş alırken", "Koruyucu sürerken" başlıkları. Ahmet Aydın Hocanın yıllardır dile getirdiği görüşleri. 

Genel anlamda değerlendirdiğimizde Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'nun görüşlerinin büyük bir bölümü artık Prof. Dr. Canan Karatay’ın, Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın  yıllardır söyledikleri ile aynen örtüşüyor.

Örtüşmeyen konular ise: Osman Hoca bazı rakamları kesin olarak veremiyor, bazıları da hala eskide kalan bilgiler. Nedir bunlar?

1- D Vitamini ideal seviyesi kaç olmalı. Bir yazısında 80-100 ng/ml olması gerekir derken bir başka yazısında örneğin son yazısında 50-100 ng/ml  diyor. Prof. Dr. Canan Karatay bu konuda son derece kendinden emin D Vitamini 100 ng/ml olmalı diyor.

2- Öğlen saatinde güneşlenilmesi gerektiğini öğlen gelen UVB ışınlarının bir zararının olmadığını öğrenmiş ve son yazısında dile getirmiş olmasına rağmen hala zaman vermekten çekiniyor. D Vitamini Konseyi 'nin Türkiye'den tek temsilcisi olan Prof. Dr. Canan Karatay ise öğle saatlerinde 20 dakika  koruyucusuz güneşlenmeli diyor. 

3- D Vitamini, günlük idame dozu. Maalesef Osman Hoca bu konudaki görüşlerini güncelleyemedi ve hala günlük 400 üniteden 1000 üniteden bahsediyor. Oysa 2014 yılında rahmetli Prof. Dr. Ahmet Aydın'dan öğrendiklerini yazdığında aynen şöyle demişti. "Uzmanlara göre öğle saatlerinde 20-30 dakika güneşlendiğinizde toplamda 10-30 bin ünite civarında D vitamini üretebiliyorsunuz. Öğle öncesi ve öğleden sonra yapacağınız güneşlenmelerde üreteceğiniz miktar ise azalıyor. En yüksek miktarda üretim güneşlenmenin ilk 20 dakikası içinde oluyor,"  Prof. Dr. Canan Karatay ise yıllardır günlük 400-1000 IU gibi rakamların çok eskide kaldığını dile getiriyor. Haklı olarak bir insan günde 20 dakika güneşlendiğinde 10bin - 30 bin ünite D Vitamini üretiyorsa o kişiye sormazlar mı 20.000 ünite ne, 400-1000 ünite ne diye... 

Bu konuda biz kendi deneyimimizi de yazmak istiyoruz. Biz canan Hocanın önerisiyle önce D Vitaminimize doping uygulayarak 100 ng/ml düzeyine çıkardık. Bu dopingi nasıl uyguladığımıza Öneri 15 ten ulaşabilirsiniz. Daha sonra ulaştığımız bu D Vitamini düzeyimizi idame ettirebilmek için kışın her ay 2 adet 300.000 ünitelik D vitamini iğnesi yaptırdık. Yani kışın ayda toplam 600.000 ünite aldık. Bu sayıyı 30 güne bölecek olursak 600.000 / 30 = 20.000 ünite/gün almış olduk. Yazın ise her gün öğle saati koruyucusuz olarak 20 dakika güneşleniyor olmamıza rağmen D Vitamini düzeyimizi ancak bir adet 300.000 ünitelik ampul yaptırarak koruyabildik. Yani kışın idame dozumuz 20.000 ünite yazın 10.000 ünite olmaktadır. Kısaca Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'nun önerdiği rakamlar komik rakamlardır. Deneyin göreceksiniz.

Prof. Dr. Canan Karatay D Vitamini eksikliğiyle ilgili uyarır ve der ki;  "D Vitamini  düşüklüğü; Tip 1 Diyabet nedenidir, Tip 2 Diyabet nedenidir, kanser nedenidir, şiddetli alerjik reaksiyonların da nedenidir, bağışıklık sisteminin çöktüğünün belirtisidir! Bu nedenle bir çok kanser hastalığının altında yatan nedendir!" 

İşte, bu 3 konu ve D Vitamininin önemi  Osman Hocada henüz tam oturtamadığı için 10 üzerinden 7 verdik.  Şimdi diyebilirsiniz ki Osman Hocayı değerlendirmek sizin haddinize mi düşmüş? Bildiğiniz gibi önde gelen eğitim kurumlarında sadece hocalar öğrencileri değerlendirmiyor. Öğrenciler de hocalarını değerlendiriyor. Biz de bu bağlamda okuduklarımıza öğrendiklerimize dayanarak değerlendirdik. 

Bu yaz D vitamini stoklayın

01.07.2015 Çarşamba


Beyin sağlığından kalp sağlığına, diyabetten hipertansiyona, bağışıklık gücünden kemik-diş sağlamlığına kadar pek çok şey "D vitamini rezervi"mize bağlı. Bu nedenle D vitamini eksikliğine karşı uyanık, dikkatli ve bilinçli olmalıyız.

Beyin sağlığından kalp sağlığına, diyabetten hipertansiyona, bağışıklık gücünden kemik-diş sağlamlığına kadar pek çok şey "D vitamini rezervi"mize bağlı. 
Rezerv azalınca bir dizi sağlık tehdidi ardı ardına gündeme geliveriyor. Kemikler zayıf, dişler çürük, bellek ve bağışıklık zayıf oluyor. Damarlar, eklemler eskiyor, erken yaşlanıyor. Neticede beden sessiz ve derinden ilerleyen "Sinsi bir çöküş"e giriyor. 
Kısacası "sağlığımız neredeyse D vitaminine emanet"miş gibi bir durum var. D vitamini eksikliğine karşı uyanık, dikkatli ve bilinçli olmak, ona sadece bir vitamin gibi bakmamak, bir "iyi hayat ilacı" gibi değerlendirmek zorundayız.

Güneşsiz olmaz

Güneşlenmeden, cildi güneşle doğrudan buluşturmadan yeteri kadar D vitaminine sahip olmak mümkün değil. Vücudumuzda bulunan D vitamininin yüzde 90'ı güneşle cildin temasından, yüzde 10'u ise yiyeceklerden geliyor. 

En faydalı D vitamini, deride güneşten gelen UVB sayesinde üretilen doğal D vitamini. Deride üretilen D vitamini suda çözülebildiğinden tüm hücrelere kolayca girebiliyor, etkisi de yağda çözülenlere göre daha fazla oluyor. 

Ağız yoluyla kullandığınız D vitaminleri ise genelde "sülfatsız" olduklarından suda değil, yağda eriyorlar, etkileri sınırlı kalıyor.

Doğalı daha faydalı

Ciltte üretilen sülfatlı D vitamini, sülfat bağından ayrıldığında bir enerji açığa çıkıyor ve bu enerji kanserden korunmada, bağışıklığı güçlendirme, depresyonu engellemede, kalp damar hastalıklarını önlemede çok önemli görevler üstleniyor. 

Güneşlenerek doğal D vitamini elde etmek hem daha doğru, hem daha verimli, hem de daha faydalı. 

Unutmayın; güneşli günler D vitamini stoklarını doldurmak için en güzel zamanlardır. Güneşlenmek için de ille yaz boyu güneşin altında yatmak gerekmez. 

Hatta böylesi yanlış bile olur. Yaz boyu D vitamini stoklarınızı doldurun ama doğrusu cildi sık aralıklarla, yıl boyu (elleri, ayakları, yüzü) güneşle buluşturmaktır.


Ne zaman güneşlenelim?

Ciltte D vitamini üretimini sağlayan UVB ışınları kapalı havalarda cilde yeterince ulaşamaz. Pencere veya araba camı gibi bir engeli de yeteri kadar aşamaz. Bu nedenle D vitamini üretmek için "açık havada güneşlenmek" zorundayız. 

Ayrıca UVB'nin cilde dağılmadan ulaşabilmesi için bedene olabildiğince dik bir açıyla gelmesi, başka herhangi bir fiziksel engelle karşılaşmaması da önemli. 
Yani D vitamini üretimi en iyi öğle saatlerinde oluyor. Sizleri sürekli olarak -cilt kanserlerinden korumak amacı ile- sabah 10 ya da akşamüzeri 16 civarı güneşlenmeye yönelttiğimiz günler geride kalmış gibi görünüyor. Günün erken ya da geç saatlerinde daha çok UVA ışınları alıyoruz. 

UVA ciltteki melanin hücrelerini uyararak bronzlaşmayı, yani kararmayı artırabiliyor ama D vitamini üretimine bir katkı sağlamıyor. 

D vitamini öncüsü maddeyi –kolekalsiferol- parçaladığından üretimi aksatıyor. 
UVA'nın yarattığı önemli bir problem daha var: UVA ile gelişen aşırı bronzlaşma UVB ışınlarının cildin derin tabakalarına temasını engelleyerek D vitamini üretimini bloke edebiliyor. 

Kısacası "marsık gibi yanmak" bedene binlerce ünite D vitamini depolamak anlamına gelmiyor, hatta tersi bile söz konusu olabiliyor. 

Öğle saatlerinde koruyucu sürmeden kısa süreli güneşlenmeler yaparak ve bunu cildiniz kararmadan izleyen günlerde tekrarlamak, cilde D vitamini ürettirmenin en etkili yollarından biri. 

Güneşlenmeyi sadece yazla da sınırlamayıp yıl boyunca güneşli her gün yapabilmeniz lazım.


Uyarı 1: Duş alırken...

Uygun şekilde güneşlendiğinizde cildinizin ürettiği öncü madde (kolekalsiferol) yağ bezlerinin salgılarıyla önce cilt yüzeyine doğru çıkıp 48 saat içinde geri emilerek kanınıza geçiyor. Eğer siz cildinizin yüzeyindeki bu D vitamini öncü maddesini geri emilemeden bol sabun, duş jeli, şampuan kullanarak cildinizden uzaklaştırırsanız bütün çaba olur heba! 

Bu işi hele bir de sıcak su ile banyo yaparak destekliyorsanız işiniz daha da zor. Çünkü sıcak su derideki yağları tamamen yok ediyor. Sabun ya da şampuanla birlikte o güzelim kolekalsiferol de cildinizden akıp gidiyor.  Güneşlendikten sonra yüz, kol, omuz, bacak gibi güneş gören bölgeleri sabunlamayıp sadece ılık bir duşla yetinmeniz daha doğru olur.


Uyarı 2: Koruyucu sürerken...

Güneş yağlarının çoğu D vitamini üreten UVB ışınlarının cilde ulaşmasını engelliyor ama UVA'ya bir şey yapamıyor. Oysa cilt kanserine yol açan UVB değil, UVA ışınları. 
UVB ise tam tersine cilt kanserini önleyebilen bir özelliğe sahip ve aynı zamanda D vitaminini ürettiren de o. Koruyucuları sık kullanmak bol sıcak su kullanıp şampuan veya sabunla liflenmeyi de zorunlu kılarak D vitamini üretiminizi baltalıyor. 

Bu nedenle, özellikle yetişkinlerin güneş yağı seçiminde de, kullanımında da özenli ve akıllı olmaları lazım.

Uyarı 3: Emzirirken...

Anne sütündeki D vitamini de insan vücudunda üretilene benziyor, o da "sülfatlı". Dolayısıyla bebeğin yararlanımı çok yüksek. 

İnek sütündeki D vitamini ise pastörizasyon ve UHT uygulamasıyla tahrip oluyor. Emziren annelerin de, hamilelerin de D vitamini eksikliği konusunda çok ama çok duyarlı olmaları lazım.

Eksikliğinde ne oluyor?

Güneş girmeyen eve doktor girer" deyişindeki uyarının nedeni güneşsiz kalmanın bedeli olan D vitamini noksanlığıdır. D vitamini eksilince bakın neler oluyor.
* Bağışıklık sistemi zayıflıyor, enfeksiyonlara ve kansere yakalanmak kolaylaşıyor.
* Bellek fonksiyonları güç kaybediyor.
* Depresyona yakalanma ihtimali artıyor.
* D vitamini eksik olanlarda diyabet/şeker hastalığı daha sık görülüyor.
* Otoimmün hastalıklar sıklaşıyor.
* Kalp damar hastalığı riski artıyor.
* Hipertansiyon ihtimali yükseliyor.
* Kemikler ve dişler zayıf düşüyor, osteoporoz ve osteomalazi riski maksimuma ulaşıyor.
* Çocuklarda raşitizm ortaya çıkıyor.
* İnsülin direnci daha erken ortaya çıkıyor, kilo problemi daha sık görülüyor.


Ne kadar lazım? 

Artık kan D vitamini düzeyi izlenmesi gereken temel sağlık parametreleri arasında yer alıyor. Vücutta yeteri kadar D vitamini varlığından söz etmek için 25 hidroksi vitamin D düzeyinin 50'nin üzerinde olması lazım (50 nanogram/mililtre). 

Bu rakamın özellikle 30'un altındaki değerlerinde D vitamini eksikliğinden söz etmek lazım. 20'nin altındaki rakamlar özellikle kemik sağlığı bakımından riskli. Güvenli aralık 50-100 aralığındaki değerler olmalıdır.  

Yeteri kadar güneşlenemeyen ve ihtiyaçlarını D vitamini destekleriyle karşılamak zorunda olanların günlük almaları gereken destek dozu konusunda da net ve açık bir fikir yok. Daha önce bizim de "yeterli" diye düşündüğümüz değerlerin ise yeterli olmadığını gösteren birçok yeni veri mevcut. 

Genelde günde çocuklara 400, yetişkinlere 200, yaşlılara 400 ünite civarında D vitamini takviyesi öneriliyorsa da bu rakamları yetişkinler için günde 800, hatta 1000 üniteye yükseltenler var. 

En doğrusu ise kan D vitamini seviyelerini ölçerek karar vermek, sık sık güneşlenip işi "doğal yoldan" halletmek.”


MART 2016



21.03.2016 Pazartesi günü Hürriyet gazetesinde yayınlanan yazıda Prof. Dr. Osman Müftüoğlu bakın neler söylüyor? (4)


"Güneşlenirken ilk 20 dakika çok önemlidir


D vİtamİnİ stoklarken dikkat etmeniz gereken önemli bir ayrıntı da şu: Mayonuzu giyip güneşlendiğinizde cildiniz en fazla ilk 20-30 dakikalık süre içinde D vitamini üretebiliyor. Sonrasında üretim duruyor. Zira siz güneşlenmeye devam ettikçe üretilen D vitamini öncüleri inaktive oluyor. Bu da daha fazla güneşlenmenin daha çok D vitamini depolama anlamına gelmediğini anlatıyor.

5 SORUDA D VİTAMİNİ…


D vitamini ayrıcalıklı bir doğal güç. O sadece bir vitamin değil. Çok yönlü bir ilaç. Doğal bir eczane. Güçlü bir anti kanser madde. Bağışıklık sistemine destek veriyor. Kemik ve dişlerin sağlığı, sağlamlığından önce o sorumlu. Beyninizin iyi çalışması, saçınızın, cildinizin güzel olması, kalbinizin iyi pompalaması da bir ölçüde D vitamini ile bağlantılı. Bu nedenle D vitamini rezervlerimiz çok önemli. Yılda en az bir kez kontrol edilmesi lazım. Elektronik postamızda biriken beş D vitamini sorusuna gelince… Buyurun…


SORU 1: Kan seviyesi ne olmalı?


Önce şunu bilelim: Vücudumuzun D vitamini miktarını en iyi gösteren parametre 25 OHD, yani kalsiferol. Kalsiferol D vitamininin karaciğerde depolanan şekli ve bedenin D vitamini gücünün en sağlam göstergesi. 25 OHD’nin normal düzeyleri konusunda fikir birliği yok. Tahlil için gittiğiniz laboratuarların raporlarındaki rakamlar bile birbirinden farklı ve değişken. Benim prensibim şu:  Alt sınır 30 ng/ml olarak kabul edilmeli, sağlık için de 50 ng/ml.nin üzeri hedeflenmeli! Üst rakam konusunda benim de tereddütlerim var. Kanaatimce 100’lü rakamları geçmemeli, 150 ng/ml üst sınır sayılmalı. Farklı düşünenler olabilir ama benim kanaatim bu yönde.


SORU 2: Güneşlendikten sonra ne yapmalı? 


Çok sık karşılaştığımız bir soru da bu. Yaz boyu güneşlenen, adeta marsık gibi kararmasına rağmen kış başı analizlerinde D vitamini seviyeleri düşük bulunan pek çok insan var. Peki bu nasıl oluyor? Nedeni şu:
Güneşlendiğinizde cildinizin ürettiği D vitamini öncü maddesi kolekalsiferol (D3) cildinizdeki yağ bezlerinin salgılarıyla cildin üzerine doğru çöküyor ve 1-2 günlük bir süre içinde ciltten yeniden emilerek kana geçiyor. Daha sonra da karaciğer ve böbreklerde yapısal değişimlere uğrayıp aktif hale geliyor. Eğer güneşlendikten hemen sonra ve takip eden saatlerde şampuan ve sabunla bir güzel yıkanıp bol su ile sıcak bir duş alırsanız, cildiniz üzerindeki D vitamini öncüsü kolekalsiferolü bir güzel yok edersiniz. Su ne kadar sıcak, sabun-şampuan ne denli fazla ise D vitamini temizliğiniz de o denli başarılı olur! Güneşlendikten sonra güneş gören bölgelerinizi aşırı sabunlamayınız ve mümkünse ılık suyla duş alınız.


SORU 3: Yazın destek kullanmalı mı?


Bu da yanlış bir düşünce. Zira yaz tatiline çıkmadan önce D vitamini stoklarınız ne kadar güçlüyse o kadar çabuk ve iyi bronzlaşır, dolayısıyla güneş ışığının cildinizde oluşturabileceği zararlardan, tahribatlardan daha iyi korunmuş olursunuz. En azından daha ilk güneşe çıkışınızda nar gibi kızarıp haşlanmazsınız.


SORU 4: Ne zaman güneşlenmeli?


Farklı düşünceler var. Yıllardır daha güvenli diye önerdiğimiz öğle sonrası ve sabahın erken saatlerindeki güneşlenmelerin D vitamini üretimi için maalesef uygun zamanlar olmadığı anlaşılıyor. Cildinizi güneşin zararlarından korumak için yine bu saatlerde güneşe çıkın ama konu D vitamini üretimi ise bu işe öğle saatlerinde yağlanmadan, 15-30 dakika zaman ayırın. Öğleyin yapacağınız bu güneşlenmelerde her bir güneşlenme periyodu için cildiniz ortalama 25 bin ünite kadar D vitamini üretebiliyor.


SORU 5: Güneş yağı faydalı mı zararlı mı?


Güneş yağları güneşten gelen UVB ışınlarını engelliyor. Oysa cildimizdeki D vitamini öncü maddesinin aktifleşebilmesi için UVB ışınları lazım. Diğer taraftan güneş yağları güneşten gelen kanserojen UVA ışınlarını ise engelleyemiyor. Dolayısıyla güneş yağlarının bu iki farklı etkisi sonrası cildimize ulaşan UVA ışınları cilt kanserine yol açarken engellediğimiz UVB ışınları kanseri önleyen D vitamini üretimini gerçekleştiremiyor. O halde güneş yağlarının kullanımını da yeniden düşünmemiz lazım. Güneş yağlarına (kremleri) ilişkin bir problem de şu: Güneşlenme sonrasında yağlardan kurtulmak için sadece duş almanız yetmiyor. Çoğu zaman bol sabunla keselenmek zorunda da kalıyorsunuz. Bu da cilt yüzeyinize çıkan D vitamini öncülerini daha çok yok etmenizle eşanlamlı."



Kaynaklar:

(1)- 05.03.2014 Tarihli yazı http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/25931433.asp 

(2)- 14.07.2014 Tarihli yazı  http://drosmanmuftuoglu.com/hurriyet/p/69-nasil-ve-ne-zaman-guneslenelim

(3)- 01.07.2015 Tarihli yazı- http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/osman-muftuoglu_96/bu-yaz-d-vitamini-stoklayin_29418952

(4)- 21.03.2016 Tarihli yazı http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/osman-muftuoglu_96/stres-omru-hem-kisaltir-hem-uzatir_40072623

 

D VİTAMİNİYLE İLGİLİ OKUNMASI GEREKEN DİĞER DOSYALARIMIZ

1- GÜNEŞLENME TAKVİMİ


2- D VİTAMİNİN İŞLEVLERİ


3- NE ZAMAN GÜNEŞLENMELİYİZ? (UYGULAMA)