Gebelikte Şeker Yüklemesi



GEBELİK ŞEKERİ NEDİR? NELER YAPMALIYIZ?

                     

Gebe kalmadan önce diyabeti olmayan bir anne adayında, gebelik hormonlarının etkisi ile insülin direnci ya da tip-2 diyabetin (diabetes mellitus) gelişmesine ‘gebelik şekeri’ adı verilir.

Gebelik sırasında bir annenin aşırı kilo alması, kan şekerinin ve insülinin yüksek seyretmesi, kendisinde olduğu gibi karnındaki bebeğinde de birçok komplikasyona neden olmaktadır.

Asıl görevimiz anne ve çocuğun sağlığını korumak olmalıdır!

Birçok bilimsel araştırma, hamile annenin aşırı rafine karbonhidrat, tatlı ve hamur işi, sıvı şekerli/gazlı içecek, aşırı meyve/meyve suyu gibi ‘yüksek glisemik indeksli’ yiyecek ve içeceklerle beslenmesi sonucu gebelik şekerinin meydana geldiğini göstermiştir!

Ayrıca annenin vücuduna aşırı miktarda yüksek glisemik indeksli yiyecek ve içecek girmesi sonucu, yenidoğan bebeğin kordon kanında insülin yüksekliği olduğu gösterilmiştir!

ABD’de yapılan yeni bir araştırma, yenidoğan bebeklerin % 75’inde insülin direnci olduğunu göstermiştir! Bebeğin eşi, yani ‘plasenta’ ana rahminde büyümekte olan bebeğin gereksimi olan su ve besleyici maddeleri, kan şekerini olduğu gibi anne kanından bebeğe geçmesini sağlar. Plasenta gebeliğin devam edebilmesi amacıyla birçok önemli  hormon üretir. Ancak anne kanındaki yüksek insülin  karnında daha kendisinin tam olarak gelişmemiş olan pankreasının beta hücrelerinden, anneden gelen yüksek kan şekerini düşürmek için, aşırı miktarda ‘insülin hormonu’ üretmek zorunda kalır. İşte yeni doğanlarda tehlikeli bir şekilde hipogliseminin görülmesinin nedenlerinden biri de budur!

Plasentanın gebeliğin devam edebilmesi amacıyla bizzat ürettiği hormonlar vardır, bunlar; östrojen ve progesteron hormonları, kortizol (yani vücudumuzun yaptığı kortizon), plasenta hormonu laktojen (anne sütü hormonu), büyüme hormonudur (yani growth hormon).

Bu hormonların tümü gebelik için gereklidir. Ancak bu hormonlar, gebelerde doğal ve fizyolojik bir şekilde geçici olarak insülin direncini ve diğer metabolik düzensizliği başlatan önemli hormonlardır.

Yani gebelik süresince, özellikle 24. ve 26. haftalardan sonra, annenin pankreasında üretilen insülin hormonunun, kan şekerini normalleştirme etkisi giderek zorlaşır. Hamileliğin devam edebilmesi amacıyla plasentadan salgılanan bu hormonlar, insülinin normal görevini bloke ettiği (engellediği) için, gebelik hormonlarının bu engelleyici etkisine, bilimsel olarak kontra-insülin etki, ‘insülin karşıtı’ etki denir.

Gebelik ilerledikçe, plasenta da büyüyüp gelişir ve salgılanan hormonların miktarı giderek artar. İnsülin hormonunun etkisinin bloke olması sonucu, hamilelerde insülin hormonu salgılanması daha da artar ve insülin hamilelerde giderek yükselir, insülin direnci meydana gelir. 

Özellikle, gebeliğin 20.-24. haftalarından itibaren doğal, fizyolojik olarak insülin direnci oluşmaya başlar. Gebelik haftaları ilerledikçe insülin direnci de giderek artar. Çünkü 20.-24. haftalarda başlamış olan insülin direncini kırabilmek için, annenin pankreası daha fazla insülin üretmeye başlamıştır. Bu nedenle hamilelerde ‘gebelik şekeri’ başlar ve hamileliğin sonuna doğru giderek artar! Gebelik sürecince meydan gelen bu durum, klinikte gördüğümüz metabolik sendroma benzeyen, ama ‘geçici olan’ bir durumdur.

Bilinenin aksine, hamile annenin pankreası fazla miktarda insülin üretir ve kan insülini devamlı olarak yüksektir. Bu bağlamda, pankreasın insülin üretemediği bilgisi tamamen yanlıştır! 

Önemli uyarı!

Gebelik şekerinin doğurduğu riskleri önlemek, yalnızca hamilenin ve “iki canlısın…” diyerek onu besleyen yakınlarının elindedir, onların sorumluluğundadır. Annenin yüksek glisemik indeksli yiyecek ve içeceklerden, aşırı karbonhidratlı gıdalardan uzak kalarak, bakliyat ve kuruyemiş gibi sağlıklı doğal karbonhidratlar, doğal proteinler ve doğal yağlarla yani düşük glisemik indeksli yiyecek ve içeceklerle beslenmesi, insülin direncinin başlamasının ve giderek artmasının önünü keser. Gebelik şekerinin gelişmesini de önler!

 

Kalori hesabı yapalım mı, yapmayalım mı?

Hayır yapmayalım!

Ağzınıza aldığınız, yediğiniz bütün besinlerin kalori değeri değil, hazmedildikten, kanınıza geçtikten sonra, sağlamış olduğu enerjinin nelere sebep olduğu, nerelerde harcandığı önemlidir. Kaloriye bakmak yerine glisemik indeksine dikkat etsek, yüksek glisemik indeksli yiyecek/içeceklerden uzak durup düşük glisemik indeksli yiyecek/içecekleri tercih etsek hem sağlığımıza, hem de sağlıklı kilomuza kavuşuruz. Hamilelik döneminde de aşırı kilo almaktan ve gebelik şekerinden korunmuş oluruz.

Bu nedenle “Siz şu kadar kalorinin (kaynağı ne olursa olsun) kanınıza geçmesini önlerseniz, kilo verebilirsiniz ve sağlığınıza kavuşursunuz” masalı yanlıştır ve geçerliliğini yitirmiştir. 

Kalori hesabını bırakmalıyız! Kalorinin geldiği yiyeceklerin kaynağı, kaynağın cinsi, kaynağın doğallığının bozulmamış olması her açıdan daha önemlidir. İşlem görmüş bir yiyeceğin kalorisi sıfır olsa dahi, birçok işlemden geçirilmiş olduğundan dolayı organizmamız için son derece zararlı olmaktadır, neredeyse hepsi koruyucu katkı maddesi ve trans yağ içermektedir. Asıl mesele ve sorun işte buradadır!

Kalp krizini önlemek için, sağlıklı kalmamız için asıl önemli olan, aldığımız yiyeceğin kalori miktarı değil, hazmedilip kana geçmesiyle ortaya çıkan kan şekeri ve insülin hormonunun aniden yükselmesidir. Yani kana şeker olarak geçen ve organizmanın yalnız toksik şeker olarak algıladığı rafine olmuş karbonhidratlardan, nişastadan elde edilen sıvı şekerlerden, kana geçer geçmez kan şekerini ani olarak aşırı yükselten tüm yiyecek/içeceklerden uzak durmaktır. Buna paralel olarak da insülin indeksidir! Rafine olmuş sağlıksız dediğimiz yüksek glisemik indeksli karbonhidratların insülin hormonunu aynı anda aşırı yükseltme gücüdür. Asıl dikkat edeceğimiz, öğreneceğimiz önemli nokta, kalori kaynağının glisemik indeks değeri son derece yüksek olan sağlıksız sınıfındaki karbonhidratlardan veya trans yağlardan mı, yoksa düşük glisemik indeksli baklagiller, kuruyemişler gibi sağlıklı karbonhidratlardan, sağlıklı proteinlerden ve glisemik indeks değeri sıfır olan sağlıklı yağlardan mı geldiğidir.

Glisemik indeksi yüksek, işlenmiş rafine karbonhidratların kan şekerini, kan insülinini ve kandaki trigliseridleri yükseltmesi, kalp hastalıklarının ve kronik dejeneratif hastalıkların, hamilelikte aşırı kilo alınmasının ve gebelik şekerinin aşırı yükselmesinin ve gebelik şekeri hastalığının nedenidir.

Neticede şeker en tatlı zehirdir. Şeker ve şekerli yiyecek/içecekler, rafine olmuş karbonhidratlar, yani yüksek glisemik indeksli dediğimiz yiyecek/içecekler hamilenin ve karnındaki bebeğin sağlıklı gelişimini engelleyerek birçok sağlık sorununun ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

100 gr sofra şekerinin (sükrozrun), 50 gramı früktoz, 50 gramı glikozdur.

Meyve şekeri olan früktoz, bir organizma için glikozdan 7 kat daha fazla toksiktir. Organizmalar früktozu enerji olarak kullanamazlar ve alkol gibi karaciğere göndererek kan dolaşımından bir an önce uzaklaştırırlar. Karaciğerde yağ olarak depo edilen früktoz, önce karaciğer yağlanmasına, sonra da insülin direncinin meydana gelmesine neden oluyor. Ayrıca 1gr şeker ya da yüksek glisemik indeksli karbonhidrat, vücutta 4 gr su tutulmasına neden olur. Özellikle gebelerin vücudunda su toplaması, el ayak ve yüzlerdeki ödem meydana gelmesi, tansiyon yüksekliği, pre-eklampsi gibi son derece ciddi sağlık sorunları aşırı miktarda rafine karbonhidrat, yüksek glisemik indeksli yiyecek/içecek tüketilmesi sonucu ortaya çıkmaktadır.

Hamilelikte, “acaba gebelik şekeri var mı” diye, 50-75-100 gr kadar sıvı şeker anneye 1-2 dakika içinde içirilmektedir. Maalesef bu, birkaç kere dahi tekrarlanmaktadır.

Anne karnında aniden yükselen kan şekeri, annede bulantı, kusma ve hipoglisemik atak geliştirdiği gibi, yüksek şeker aynı anda plasenta yoluyla bebeğine de derhal geçmektedir. Anne hipoglisemi geçiriyorken, bebekte de aynı anda hipoksi oluşmaktadır.

100 gr şeker bir hamile anne için toksiktir. Bebeği için ise daha fazla toksiktir ve zararlıdır.

Bebeklere herhangi bir ilaç verilirken dahi, bebeğin kilosuna göre ilaç dozu son derece dikkatle hesaplanır, bunu tüm hekimler, anneler, babalar bilir.  Yetişkin dozu olan 50-75-100 gr şeker, annesinin rahminde 2-2,5 kg’lık bebeğe geçtiğinde zararlı olmaz mı?

Bebeklere ilaç verilirken, ilacın dozu bebeğin kilosuna göre hesaplanmaz mı? Biz örneğin, anne rahmindeyken 2-2.5 kg olan bir bebeğe ya da 4 kg olan yeni doğmuş bir bebeğe, yetişkin dozu olan 50-75-100 gr şekeri bir kerede nasıl verebiliriz? Bazen de dozu artırarak 2-3 kerede, tekrar tekrar anneye şeker yüklemesi yapıp, anne rahmindeki bebek için toksik bir ortam ortaya çıkmasına neden olmaz mıyız?

50-75-100 gr şeker içirilen annede ve bebekte ciddi metabolik bozukluklar meydana gelmektedir. Bu metabolik bozukluklar anne ve bebeğinde kalıcı olmakta daha sonra büyüme çağında, erginlik çağında ve de ileri yaşlarda organ yetersizlikleri ve dejeneratif hastalıklar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilimsel araştırmalar dejeneratif hastalıkların tohumunun anne rahmindeyken atıldığını göstermiştir. Ana rahminde gelişen olumsuz ortamdan dolayı bu hastalıkların temeli atılmaktadır, yani genetik değildir.

Şeker yüklemesi ile hem annede, hem de bebeğinde ne gibi metabolik bozukluklar oluşabiliyor?


Annede;

  • Aşırı derecede serbest oksijen radikalleri meydana gelir,
  • Kan trigliseridleri yükselir,
  • Kan insülini yükselir,
  • İnsülin yüksekliği ile birlikte tansiyon yükselir,
  • İnsülin yüksekliği ile birlikte pre-eklampsi gelişir,
  • Plasentanın normal bir şekilde gelişmesi yavaşlar, ya da durur,
  • Diastolik kalp yetersizliği riski gelişebilir,
  • Fazla kilo alınmasına sebep olur.

Organları henüz gelişmekte olan bebekte;

  • Serbest oksijen radikalleri yükselir,
  • Annenin insülini plasentadan bebeğe geçmez, bu nedenle annesinden gelen yüksek kan şekerini düşürmek amacıyla bebeğin pankreasından insülin hormonu salgılanmaya başlar,
  • Bebeğin kanındaki yüksek insülin, bebeğin akciğerlerinde ‘sulfactan’ların (solunum yolları epitellerinin sağlıklı olması için gereken akışkan sıvının) oluşmasını inhibe eder,
  • Bebeğin kanındaki yüksek insülin, bebeğin mide bağırsak sisteminin iç yüzeyini kaplayan tek hücreli endotel hücrelerinin, yani bağışıklık sistemini oluşturacak ince zarın gelişmesini ve oluşmasını engeller,
  • Bebeğin kanındaki yüksek insülin, bebeğin immün sisteminin gelişmesini inhibe eder,
  • Bebeğin kanındaki yüksek insülin, bebeğin beyin, duyu ve  sinir sisteminin, gözlerinin, pankreas ve karaciğerinin vb organlarının gelişmesini inhibe eder,
  • Kız bebeğin kanındaki yüksek insülin, anne rahminde kız çocuklarında polikistik over gelişmesine neden olabilir,
  • Annenin aşırı şeker ve karbonhidratlarla beslenerek kilo alması, kız ve erkek bebeklerde anne rahminde insülin direnci gelişmesine neden olur.

Neticede Jinekoloji Derneği’nin bildirdiğine göre, son 11 yıl içinde erken doğum oranı %12, sezaryen oranı da iki misli artmıştır.

Erken doğum, sezaryen gibi durumların sebebi ise hamilelerin aşırı kilo alması ya da yanlış beslenme sonucu gelişen komplikasyonlardır.

Görüldüğü gibi, gebelik şekeri gerek hamileler gerekse karınlarındaki bebek açısından son derece ciddi bir sağlık sorunudur. Önlenmesinin hayati önemi vardır ve bu son derece kolaydır!

Şeker yüklemesi yapmadan da gebelik şekerini hassas şekilde gösteren son derece basit yöntemler vardır.

Ben, şeker yüklemesi yapılmadan da, bir çok gebede şeker metabolizmasının bozulmuş olduğunu ya da gebelik şekerinin teşhisinin rahat ve kolay yöntemlerle koyulabileceğini anlatmaya ve açıklamaya çalışıyorum. Bu tetkikler yapıldığı takdirde, bir gebede gebelik şekeri olup olmadığını göstermek mümkün olmaktadır. Hatta şeker yüklemesinin, her zaman kesin sonuç vermediği, bu nedenle şeker yüklemesini hassas ve güvenilir bir test ya da yöntem olmadığı bilimsel çalışmalarla da gösterilmiştir.

Gebenin kanında, aşağıda bildirdiğim test sonuçlarını elde etmek, gebelik tanısı ve alınacak tedbirler için yeterli olmaktadır:

  • Trigliseridlerin yüksek olarak bulunması,
  • İnsülin hormonunun çok yüksek olarak bulunması,
  • D Vitamini hormonun düşük olarak bulunması.

Bu sonuçlar bir hamilede şeker metabolizmasının ileri derece bozulmuş olduğunun göstergesi ve kanıtıdır. Bir hamileye şekerli su içirerek yukarıda verdiğimiz bu değerlerin daha da bozulmasına neden olmaktayız. Bu nedenle şeker yüklemesi yapılmamasını önermekteyim!

Sonuçta hamilelikte doğal, fizyolojik olarak ‘geçici dönem’ şeker metabolizması bozukluğu görülmektedir, şeker metabolizması bozuk olan bir insanda;

  • Serbest oksijen radikalleri aratabilir,
  • Trans-yağlar artmış olabilir,
  • Kan şekeri ya çok yüksek ya da çok düşük olabilir,
  • İnsülin hormonu çok fazla yükselebilir,
  • Hücre zarlarında Omega-3 azalmış olabilir,
  • Hücre zarlarında Omega-6 artmış olabilir,
  • Arachidonic acid artmış olabilir,
  • İnflamatuar sitokinler artmış olabilir,
  • IL1, IL6, IL10, TNFa gibi sitokinler artmış olabilir,
  • İnflamatuar (Prostaglandinler: PGE2)  armış olabilir.

Yukarıda belirttim bir çok metabolik bozukluğun ortaya çıkması için  kesinlikle aşırı kilo alınması da şart değildir! Normal olarak geçen bir hamilelik sürecinde, kilomuz normal dahi olsa, yukarıda saydığımız temel metabolik bozukluklar düzeltilmeden sağlığımıza kavuşamayız!

Gebelikte aşırı kilo almak sağlığa zararlı olan temel metebolik bozuklukları daha fazla artırmaktadır. Gebelikte ortalama 10-13 kg’dan DAHA fazla kilo almak, gebelik şekerinin olup olmamasından daha ÖNEMLİ BİR SAĞLIK SORUNDUR VE HAMİLELEİK ŞEKERİNDEN DAHA tehlikelidir. Hamilede de bebeğinde de yukarıda saydığımız birçok ciddi sağlık sorunun ortaya çıkmasının nedeni AŞIRI KİLO ALINMASIDIR..

Kıssadan hisse:

1. HAMİLELER DÜŞÜK GLİSEMİK İNDEKSLİ BESLENMELİLER VE AŞIRI KİLO ALMAMALILAR.

2. AŞIRI KİLOLU HANIMLAR ÖNCE KİLOLARINDAN KURTULMALI, SONRA GEBE KALMALIDIRLAR!

Gebelik öncesinde sağlıklı beslenme ve yaşam biçimi edinip hamilelik döneminde aşırı kilo alınmadığı takdirde herhangi bir sağlık sorunu oluşmaz. Aşırı kilo almak demek yağlanmanın artması demektir. Trigliserid olarak depo edilmiş, birikmiş yağlar 22 tür hastalık yapan hormon ve inflamasyon (mikropsuz yangı) yapan birçok tehlikeli stokain üretiyor. Kilo almayınca hastalığa neden olan sitokainler dolaşıma salgılanmıyor ve sağlık sorunları da ortaya çıkmıyor, yaşanmıyor.

Serbest oksijen radikalleri nedir ve organizmamızda yaptıkları tahribatlar nelerdir?

Serbest radikaller, hücrelerimizde normal ve fizyolojik olarak meydana gelen binlerce biyokimyasal reaksiyonun, özellikle oksidasyonun ara ürünleridir. Örnek verecek olursak, hücrelerimizde, yaşamamız adına sürekli üretilen enerji için (oksidasyon için) gereklidirler. Oksidasyon sırasında ortaya çıkan serbest radikaller hücre içinde kaldıkları sürece zararlı değil, faydalıdırlar. Fakat biyokimyasal reaksiyonlar sırasında, hücre içinden kaçıp dolaşımda serbest olarak başıbozuk dolaşmaya başlayınca tehlikeli ve zararlı olurlar.

Kısaca serbest radikalleri tanımlamak gerekiyorsa, atomlarında bir elektronları eksiktir. Serbest radikal elektronları son derece aktif ve hareketlidir. Biz insanlar gibi yalnız kalmaktan korkarlar ve sürekli kendilerine bir eş bulma arayışı içindedirler. Bu nedenle ortamda dolaşarak, sağlam olan başka elektron çiftlerinin eşini kaparlar ve o hücreleri eksik elektronlu kılarak sağlıklı hücrelere zarar verirler. Bu sefer eksik elektronlu moleküllerde, serseri mayınlar gibi dolaşarak başka moleküllerin elektronlarını gasp ederler! Bu şekilde sağlıklı hücreler de çığ gibi büyüyerek sağlıksız hale gelirler.

Sonuçta tüm hücrelerde hızlı bir şekilde bozulma ve dejenerasyon başlamış olur. En başta obezite, diyabet, kanserler, kardiovasküler hastalıklar, karaciğer dejenerasyonu ve hastalıkları, pankreas hastalıkları, tiroid hastalıkları ve sonunda da doğal bir süreç olan yaşlanma ortaya çıkar. Hamilelilikte de gebelik şekeri oluşur.

Kronik dejeneratif hastalıkların ana ve temel nedenlerinden biri SERBEST RADİKALLERİN bu şekilde aşırı derece çoğalmasıdır.

Bu nedenle vücudumuz, sağlığımıza son derece zararlı olan serbest radikalleri yok etmek için kendini korumaya alır ve adeta serbest dolaşan bu serserileri yok etmek amacıyla onların üzerene polis güçlerini, yani ‘antioksindanları’ gönderir.

Vücudumuzda üretilen doğal antioksidanlar nelerdir?

Başta C, B12,E, A, K2 vitaminleri olmak üzere, gün ışığı vitamini diye de adlandırdığımız, D vitamini, cysteine (kükürt içeren aminoasittir) , selenyum, biyoflavinoidler, coenzyme Q10, kolesterol vb.

Vücudumuzda doğal olan bu maddelere ek olarak serbest radikalleri yok etmek amacıyla birçok enzim de üretilmektedir. Bu enzimlerin etkili ve sağlıklı bir şekilde üretilebilmeleri için de birçok yardımcı elemente, minerale ihtiyaç vardır. Bunların arasında çinko, bakır, krom, magnezyum ve manganezi sayabiliriz.

Herhangi bir vücutta antioksidan eksikliği meydana geldiği zaman, serbest radikallerin zincirleme reaksiyonları başlar ve arzu edilmeyen birçok biyokimyasal ve hücresel reaksiyonlar, toksik olaylar hızla gelişir ve sonunda hastalıklar hücresel düzeyde başlamış olur.

Yukarıda saydığımız elzem ve temel vitamin, mineral gibi maddeler doğal olarak, bozulmamış halleriyle vücudumuza girdikleri takdirde; en başta obezite, diyabet, kanser, kardiovasküler hastalıklar, karaciğer dejenerasyonu ve hastalıkları, tiroid hastalıkları, özellikle hamilelikte de gebelik şekeri ve komplikasyonları önlemiş olacaktır. Ayrıca hastalanmış olsak bile bu hastalıklardan giderek kurtulmamız mümkün olacaktır.

Serbest radikaller kontrolden çıktığında, aşırı bir şekilde çoğalarak son derece tehlikeli olurlar. Onları zapturapt altında tutmak da kendi elimizdedir.

Serbest radikallerin kontrolsüz bir şekilde çoğalmalarını başlatan besin maddelerinin başında şekerler, tatlılar, şekerli/gazlı içecekler, trans yağlar ve maalesef gebelere sürekli ve rutin bir şekilde uygulanmakta olan ‘şeker yüklemesi’ testleri gelmektedir. Şeker yüklemesi testi için içirilen, hazır kutudaki ya da toz şekerin eritilerek hazırlanmış olduğu sıvı şekerli içecekler, hem anne hem de karnındaki bebek için son derece zararlıdır. Hazır kutudaki şekerli sular, yüksek früktozlu mısır şurubu içerebilmektedir. Bu nedenle son derece sakıncalıdır. Yüksek früktozlu mısır şurubu, kan şekerini yükseltmediği için (FRÜKTOZUN KAN ŞEKERİNİ direkt olarak, hemen YÜKSELTMEDİĞİNİ, ANCAK GLÜKOZDAN 7 KAT DAHA FAZLA TOKSİK OLDUĞUNU, karaciğeri yağlandırıp insülin direncini artırdığını DAHA ÖNCE AÇIKLAMIŞTIM), gebe ve bebeğine zararlı olmaktadır. 

D vitamini neden hayati önem arz ediyor?

D vitamini düşüklüğü ya da eksikliği hamileler ve bebekleri için son derece önemli bir sağlık sorunu olarak bildirilmektedir.

Şubat 2015’te, ABD Halk Sağlığı Kurumu’na ve Tarım Bakanlığı’na sunulan 517 sayfalık,  2015 yılı Sağlık Kılavuzu Raporu’nda da, gebelerde D vitaminin önemi vurgulanmaktadır. D vitamininin, kemik ve kas gelişimi dışında, 200 gene etki ettiği ve toksik düzeylerinin henüz gösterilmediği bildirilmektedir. 2015 ABD raporunda, ABD’de gebelerin % 90’nında D vitamin eksikliği olduğu bildirilmektedir[1]. 517 sayfalık, son derece detaylı olan bu raporda gebelerin sağlığı geniş bir bölüm ayrılmıştır. Bu raporda gebelere şeker yüklemesi hakkında hiç bir öneri bulunmamaktadır!

Hamilelere D vitamini değerlerinin bilinmesi ve D vitamini değerlerinin 100 ng/ml’nin üzerine kadar yükseltilmesi, şeker yüklemesi testinden daha önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.

SAĞLIK BAKANLIĞIMIZIN VE ANNE ÇOCUK SAĞLIĞI KURUMLARIMIZIN VE HEKİMLERİMİZİN ASIL BU KONU ÜZERİNDE HASSASİYETLE DURMALARINI ÖNERİRİM.

Çünkü D vitamini düşük olan gebelerin bebeklerinde, TİP 1 DM ve birçok sağlık sorununun geliştiği senelerden beri bilinmektedir.[2]˒[3]˒[4]  Avustralya’da 901 tane18 haftalık gebenin 323’ünde (%36) D vitamini düşük düzeylerde bulunmuştur. Annelerinin D vitamini düşük olan çocukların 6 yaşlarında solunum sistemi hastalıkları, 10 yaşlarında öğrenme bozuklukları ve ergenlik çağında da gelişme gerilikleri olduğu bildirilmiştir.[5]  D vitamini düşük olan annelerin çocuklarında OTİZM olma oranı da yüksektir.[6]

D vitamini bebeklerde solunum sisteminin gelişmesi, beyin ve sinir sisteminin gelişmesi ve tabii ki kemik ve adale ve tüm organların gelişmesi için gerekli olan temel ve hayati bir hormondur.

Anne ve baba adaylarında, hamilelerde D vitamini eksikliği, gebelik şekeri, solunum sistemi hastalıkları, prematüre doğum, pre-eklampsi ve çocuklarda otizm hastalıklarının oluşması nedeni olarak bildirilmektedir.[7]

D vitamini eksikliği insülin direncini de artırır ve pankreasın insülin üreten beta hücrelerinde fonksiyon bozukluğu nedenidir.[8]

ÖZELLİKLE ANNE ve BABA ADAYLARI, HAMİLELER VE LOHUSA ANNELER, DÜŞÜK GLİSEMİK İNDEKSLİ, SAĞLIKLI VE BİLİNÇİ BİR BESLENME VE YAŞAM BİÇİMİ UYGULADIKLARI ZAMAN, SAĞLIKLI BİR GEBELİK GEÇİRECEKLERDİR. AŞIRI KİLO ALMAYACAKLAR, GEBELİK ŞEKERİ GELİŞMEYECEK VE SAĞLIKLI BİR BEBEK DÜNYAYA GETİREBİLECEKLERDİR.

GEBELİK BİR HASTALIK DEĞİLDİR VE HAMİLELER POTANSİYEL HASTA OLARAK GÖRÜLMEMELİDİR VE HASTA OLARAK KABUL EDİLMEMELİDİR!

ÇÜNKÜ, GEBELİK, İNSANLIK VAR OLDUĞU GÜNDEN BU GÜNE SÜREGELEN, DOĞAL, FİZYOLOJİK BİR SÜREÇTİR.

Netice olarak tamamen fizyolojik ve geçici olan, yani gebelik sırasında ortaya çıkan ve tamamen doğal bir metabolik bozukluk olduğu halde, aşırı kilolu ya da normal kilo almış olan, bir hamileye, “ailende var sende de olabilir” gerekçesiyle, 50-75-100 gr şekerli su, ya da kutuda bulunan hazır şekerli suların içirilmesi anne ve bebek sağlığına zarar vermektedir.

Sağlık Bakanlığı’nın ve tüm sağlık kurumlarının ve sağlık çalışanlarının bu amaçla görev yaptıkları takdirde, anne ve beklerde sağlık sorunu ortaya çıkmayacaktır. 

SONUÇ: Jinekolog ve Doğum Hastalıkları Uzmanlarına, rahat olmalarını öneriyorum.

  1. Bebekler aşırı yağlanarak fazla kilo almadıkları, ana rahminde güçlü ve sağlıklı olarak ‘ful-term’lerini sağlıklı olarak tamamladıkları için, doğum sırasında omuz çıkması olmayacaktır.
  2. Bebeklerde ana rahmindeyken, insülinleri yüksek olmadığı, yani bebeklerin insülin düzeyleri normal düzeylerde bulunduğu için de, doğar doğmaz, yani anneden gelen yüksek kan şekeri kesilir kesilmez, hipoglisemiye girmeyeceklerdir.
  3. Bebekler D vitaminleri yüksek düzeyde olarak dünyaya gelecekleri için, yeni doğan sarılığı gelişmeyecek ve ultraviole ışın tedavisine gereksinme olmayacaktır. UV ışın tedavisi bebeklerde D vitamini yapımını artırmak için kullanılmaktadır. 

Prof. Dr. Canan Karatay

Kardiyoloji ve İç Hastalıkları uzmanı

Ek kaynaklar:

  • A New Zealand study has found that a child born prematurely has a higher chance of insulin resistance - which can be the first step on the road to adult onset diabetes.
  • New England Journal of Medicine, Author: Sperlin MA. Prematurity - A window of opportunity?

URL: http://content.nejm.org/
2004 vol 351 p 2229.

  • New England Journal of Medicine, Author: Hofman PL et al. Premature birth and later insulin resistance.

URL: http://content.nejm.org/
2004 vol 351 pp 2179.

  • The New Glucose Revolution. The Dietary Solution for Lifelong Health. JB Miller, TMS Wolever, KF Powell, S Colaguri. Publisher Marlowe and Company. 245 West 17th street, NY NY 10011. 2003.
  • My Pregnancy 2015. Everything you need to know Mother and Baby. 5th ed. White Ladder Press. An imprint of Crimson Publishing. 19-21 c Charles Street, Bath BA1 1HX, 2014. ISBN 978 1 908281 89 0.
  • Davis A. LETS HAVE HEALTHY CHILDREN.Ishi Press. New York, Tokyo. Ishi Press International 1664 Davidson Ave., Suite 1B Bronx NY 10453-7877 USA 2013.


[1]Scientific Report of the 2015 Dietary Guidelines Advisory Committee. First Print. 2015.

[2]Hypponen E. Et al:Intake of vitamin D and risk of type 1 diabetes: a birth-cohort study. Lancet 358:1500-1503, 2001.

[3]Ziğitus CS: et al.Vitamin D supplementation in early childhood and risk of type 1 diabetes: A sysrematic review and meta-analysis. Arch Dis Child 93:512-517, 2008.

[4]Gregory JM., et al. Incorporating type 1 diabetes prevention into clinical practice 28:61-70,2010.

[5] Prue H.,et al. Vitamin D in Fetal Development: Findings From a Birth Cohort Study.

Published online December 15, 2014. (doi: 10.1542/peds.2014-1860)

[6]Khalsa Soram., the VITAMIN D SOLUTION. 2009.ISBN 978-1-4019-2470-6.

[7]Schroth RJ., et al. Prenatal Vitamin D And Dental Caries In Infants. Pediatrics, 2014

[8]Chiu KC., et al. Hypovitaminosis D associated with insulin resistance and beta cell dysfunction.Am J Clin Nutr. 2004May;79(5):820-5.


------------------------------------------------------------------- o ------------------------------------------------------------


Annede Şeker YÜKLEME sonucu Kan Şekeri ve İnsülinin Yüksekliği Zararlıdır

1- Oksidatif stresi artırır:

Activation of oxidative stress signaling that is implicated in apoptosis with a mouse model of diabetic embryopathy.

Yang P1, Zhao Z, Reece EA. J Soc Gynecol Investig.

2005 Dec;12(8):549-57.

2- Diabetik embriyopati nedenidir,

Experimental mechanisms of diabetic embryopathy and strategies for developing therapeutic interventions.

Yang P1, Zhao Z, Reece EA

Am J Obstet Gynecol. 2008 Jan;198(1):130.e1-7. doi: 10.1016/j.ajog.2007.06.070.

 

3-Bebeklerde kardiyomiyopati nedenidir.

Cardiomyopathy in offspring of pregestational diabetic mouse pregnancy.

J Diabetes Res. 2014;2014:624939. doi: 10.1155/2014/624939. Epub 2014 Jun       26.

Dowling D1, Corrigan N1, Horgan S2, Watson CJ2, Baugh J2, Downey P3, McAuliffe FM1.

 

4- İleri yaşlarda Çocuklarda Metabolik Sendrom Oluşması nedenidir

Pediatrics. 2005 Mar;115(3):e290-6.

Metabolic syndrome in childhood: association with birth weight, maternal obesity, and gestational diabetes mellitus.

Boney CM1, Verma A, Tucker R, Vohr BR.

 

5- Ana rahminde bebeğin büyüme sorunu İleri yaşlarda ortaya çıkan hastalıkların nedenidir

Intrauterine growth restriction and adult disease: the role of adipocytokines

             Eur J Endocrinol 160 337-

 6- Gebelikte aşırı kilo alma bebekte aşırı kilo ve ileride obezite nedenidir.

Gestational weight gain and risk of overweight in the offspring at age 7 y in a multicenter, multiethnic cohort study 
Am J Clin Nutr 87 1818-1824


 

7- Tosuncuk doğan bebeklerde TİP 2 DM, Karaciğer yağlanması, hipertansiyon riski artıyor.

Birth weight and risk of type 2 diabetes, abdominal obesity and hypertension among Chinese adults.Eur J Endocrinol 155 601-

 

8- Glikoz metabolizması Bozuk Olan gebelerde diastolik kalp yetersizliği gelişiyor.

J Diabetes Res. 2013;2013:486593. doi: 10.1155/2013/486593. Epub 2013 Sep 19.

Cardiac diastolic evaluation in pregnant women with abnormal glucose tolerance: an opportunity to detect the early and subclinical alterations and prevent cardiovascular diseases.

Pintaudi B1, Di Vieste G, Corrado F, Creazzo MF, Fazio A, Valenti A, D'Anna R, Di Benedetto A.

 

9- Diabetik gebelerin izlenmesinde kord kanından alınan kan insülin ve şeker izlenmesi önemlidir.

Early Hum Dev. 1998 Jul 10;51(3):187-95.

Cord blood insulin to assess the quality of treatment in diabetic pregnancies.

Weiss PA1, Kainer F, Haas J.

 

10- Fulterm gebeliklerde kan insülin ve kan şekeri değerleri.

Cord blood levels of insulin and glucose in full-term pregnancies.

Sahasrabuddhe A, Pitale S, Raje D, Sagdeo MM.  J Assoc Physicians India. 2013 Jun;61(6):378-82.

 

 11- Glikoz metabolizması bozuk olan ve olmayan gebelerle kardiovasküler riask faktörlerinin önemi.

Diabetes Care. 2005 Oct;28(10):2388-93.

Differences in cardiovascular risk factors, insulin resistance, and insulin secretion in individuals with normal glucose tolerance and in subjects with impaired glucose regulation: the Telde Study.

Nóvoa FJ1, Boronat M, Saavedra P, Díaz-Cremades JM, Varillas VF, La Roche F, Alberiche MP, Carrillo A.

 

12- Kordon kanında insüline benzer büyüme hormonu 1 ve 3 (ILGF 1 ve 3) bebeğin gelişmesi ve gebelik şekeri ilişkileri 

Diabetes & Metabolism

Vol 31, N° 2  - avril 2005

pp. 163-167

Doi : DM-04-2005-31-2-1262-3636-101019-200513252

Cord serum insulin-like growth factor binding protein-1 and -3: effect of maternal diabetes and relationships to fetal growth

 

 13- Gebelikte şeker metabolizma bozukluğunun Jinekolok ve Göz Hastalıkları ilişkisisi gösteren birlikte yapılmış bir çalışma.

S Loukovaara [1], RJ Kaaja [2], RA Koistinen [2]

[1] Department of Ophthalmology, Helsinki University Central Hospital, Helsinki,

Finland

[2] Department of Obstetrics and Gynecology, Helsinki University Central Hospital,

Helsinki, Finland.

 

Tirés à part : S Loukovaara [1]

Clinical Outcomes of Pregnancies Complicated by Mild Gestational Diabetes Mellitus Differ by Combinations of Abnormal Oral Glucose Tolerance Test Values

 

14- Fetus/Yeni doğan gelişmesinin 64 yaşında glikoz met. Bozukluğuna etkisi.

Fetal and infant growth and impaired glucose tolerance at age 64.

C N Hales, D J Barker, P M Clark, L J Cox, C Fall, C Osmond, and P D Winter

BMJ. Oct 26, 1991; 303(6809): 1019–1022.

15- Gebelik şekeri: Genç hanımlarda Tip 2 DM ve Kardiovasküler hastalıkları önleme için bir fırsat olarak değerlendiriliyor.

Gestational diabetes mellitus: an opportunity to prevent type 2 diabetes and cardiovascular disease in young women.

Di Cianni G1, Ghio A, Resi V, Volpe L.

Womens Health (Lond Engl). 2010 Jan;6(1):97-105. doi: 10.2217/whe.09.76

 

 16- Kan şekeri ölçerek Gebelik Şekerinin basit ve kolay bir yolla izlenmesi için algoritma.

Gestational Diabetes Mellitus: Simplifying the International Association of Diabetes and Pregnancy diagnostic algorithm using fasting plasma glucose

 

Mukesh M. Agarwal, Gurdeep S. Dhatt

Syed M. Shah

 

Diabetes Care, Sep 2010

 

 17- Annenin gebelikte aşırı kilo alması, Gebelik Şekerinden çok daha fazla risk oluşturmaktadır. 

Review

Ann Intern Med. 2013;159:123-29

Lisa Hartling, PhD; Donna M. Dryden, PhD; Alyssa Guthrie, MSSc; Melanie Muise, MA; Ben Vandermeer, MSc; and Lois Donovan, MD

 

Preventive Services Task Force and the National Institutes of Health Office of Medical Applications of Research

 

Evidence is low or insufficient for many outcomes of greatest clinical importance. The strongest evidence supports reductions

in intermediate outcomes; however, other factors (for example, maternal weight and gestational weight gain) may impart

greater risk than GDM.

 

 18- İnsülin yüksekliği olan annelerin bebeklerinde, ana rahminde obezite, plasenta gelişme geriliği görülmektedir.

Hyperinsulinism, neonatal obesity and placental immaturity in infants born to women with one abnormal glucose tolerance test value

Journal of Perinatal Medicine

Ute M. Schäfer-Graf / Julie Dupak / Martin Vogel / Joachim W. Dudenhausen / Siri L. Kjos / Thomas A. Buchanan / Klaus Vetter

 

 19- Gebelerde İnsülinin etkileri ve annenin kardiak metabolizması.

Insulin Action During Pregnancy: Studies with the Euglycemic Clamp Technique

Edmond A Ryan, Mary Jo O'Sullivan and Jay S Skyler

 

Maternal cardiac metabolism in pregnancy

Cardiovascular Research March 15, 2014 101:545-553

 

 20- Gebelik Şekeri Anne ve Bebekte İleride Tip 2 DM olacağının klinik göstergesidir.

Gestational Diabetes Mellitus: Clinical Predictors and Long-Term Risk of Developing Type 2 Diabetes: A retrospective cohort study using survival analysis

Diabetes Care April 1, 2007 30:878-883.

 

 21- Gebelik şekeri ve insülin direnci: Anne ve fetusda Kısa ve uzun süre etkileri.

Gestational Diabetes and Insulin Resistance: Role in Short- and Long-Term Implications for Mother and Fetus

The Journal of Nutrition May 1, 2003 133:1674S-1683

 

 22- Gebelikte tansiyonun yüksek olması İnsülin Direncinin belirtisidir.

Brief Review: Hypertension in Pregnancy : A Manifestation of the Insulin Resistance Syndrome?

Hypertension February 1, 2001 37:232-239

Diabetes July 1, 2002 51:2207-2213

23- İnsülin yüksekliği ve direnci gebede pre-eklamsi nedenidir.

Hyperinsulinemia and insulin resistance are associated with preeclampsia in African-Americans

American Journal of Hypertension January 1, 1995 8:1-4

24- Fetusun, ana rahminde yüksek şeker ve insüline maruz kalması ileride DM 2 , Metabolik Sendrom ve kardiovasküler hastalıklar için risk faktörüdür.

Intermediate metabolism in normal pregnancy and in gestational diabetes.

Di Cianni G1, Miccoli R, Volpe L, Lencioni C, Del Prato S.

Diabetes Metab Res Rev. 2003 Jul-Aug;19(4):259-70.

 

 25- Anne ve fetusta şeker, insülin, lipid ve amino asid metabolizmasındaki bozuklukların nedeni annenin BKİ’NİN yüksekliğiidir. Daha sonra çocukların öbez olmalarının nedenidir.

Maternal adiposity--a determinant of perinatal and offspring outcomes?

Lawlor DA1, Relton C, Sattar N, Nelson SM.

Nat Rev Endocrinol. 2012 Nov;8(11):679-88. doi: 10.1038/nrendo.2012.176. Epub 2012 Sep 25.

 

 26- Annenin insülin yüksekliği bebeeğinin 12 ay içnde obez olmasının nedenidir. Bu bebklerde insülin yüksekliği ana rahminde gelişiyor.

Maternal Insulin Sensitivity During Pregnancy Predicts Infant Weight Gain and Adiposity at 1 Year of Age

Jill K. Hamilton1,2,*, Ewa Odrobina1, Junlang Yin1, Anthony J. Hanley2,3,4, Bernard Zinman2,4,5 andRavi Retnakaran2,4

Obesity

Volume 18, Issue 2, pages 340–346, February 2010

 

Early Hum Dev. 2010 Nov;86(11):715-22. doi: 10.1016/j.earlhumdev.2010.08.007. Epub 2010 Sep 16.

 

 27- Gebeliğin ortalarında, 24-32 haftalardan, itibaren annenin Trigliserid seviyesi yüksekliği, fetusda insülin yüksekiği ve aşırı büyümenin önemli ve bağımsız bir göstergesidir.

Maternal serum triglyceride at 24--32 weeks' gestation and newborn weight in nondiabetic women with positive diabetic screens.

Kitajima M1, Oka S, Yasuhi I, Fukuda M, Rii Y, Ishimaru T.

Obstet Gynecol. 2001 May;97(5 Pt 1):776-80.

 

 28- Düşük doğum kilosu, diabet ve damar hastalıklarının Fetus insülin düzeyi ile ilişkili olduğu bildirilmiştir. 

The fetal insulin hypothesis: an alternative explanation of the association of low birth weight with diabetes and vascular diseaseThe Lancet, Volume 353, Issue 9166, Pages 1789 - 1792, 22 May ,1999

Dr Andrew T Hattersley DM a , John E Tooke DSc a

 

Obes Rev. 2002 Aug;3(3):217-24.