D A M D A N    D Ü Ş E N L E R İ N     H İ K A Y E L E R İ


NASIL İYİLEŞTİM?

2 - KARACİĞER DEĞERLERİMİ NASIL DÜZELTTİM?

Sağlıklı Yaşıyoruz Ailesi üyeleri, Karatay Sağlıklı Beslenmesi ile karaciğer değerlerini nasıl düzelttiklerini anlatıyorlar.

Bu dosyamızda Prof. Dr. Canan Karatay'ın karaciğer ile ilgili yazılarını da bulabilirsiniz.

Siz de karaciğer değerlerinizi düzeltme hikayenizi paylaşmak isterseniz, Sağlıklı Yaşıyoruz sayfasından bize ulaşabilirsiniz.

Not : Bu yazı dizisindeki tüm iyileşme hikayeleri örnek olması için verilmiştir. Herkesin durumu kendine özeldir. Mutlaka doktorunuza danışınız.

______________________________________________________________________________________________________


1) Karaciğer enzimlerim neden yükseldi?

Abur cuburların, makarna/hamur işi gibi karbonhidratların, granül kahve/süt tozu, gazlı/şekerli içeceklerin çocukluğumdan itibaren sık sık tüketimi ve doktor tarafından tahlil yapılmaksızın verilen Roaaccutane tedavisi sonrasında karaciğer enzimlerim 10 katına çıktı. Aslında hep "Acaba ilk ne zaman karaciğer enzimlerim bozulmuştu?" diye düşünürüm ancak bildiğim ilk testi 25 yaşında yaptırdım. Hamilelik dönemi dahil hiçbir zaman kilo problemim olmadığı için abur cubur/makarna gibi gıdaları tüketirken aklıma sorun olabileceği gelmedi. Girdiğim ultrasonlarda ne karaciğer yağlanması, ne de safra kesesi taşı vardı. Yapılan testlerde hepatitlere rastlanmadı. Alkol tüketimim nadirdir, yılda 3-5 kadeh şarap ya içerim, ya içmem. Hamilelik sonrasında, hamileyken tüketmediğim bir çok zararlı gıda, gazlı/şekerli içecek ve abur cubur hayatıma fazlasıyla tekrar girdi. Bu sefer ilk defa kilo problemi başladı. Hamileyken 2 katına kadar düşürebildiğim karaciğer enzimlerim , 6 katına kadar, tekrar yükseldi. İlerleyen günlerde yaşadığım parmak şişliği ve ağrısı sonrası, doktor kontrolünde aldığım bir ilaçtan dolayı 7 katına yükseldi.


2) Karatay Beslenmesi'nde her gün en az iki yumurta öneriliyor. Bu karaciğeri yormaz mı?

Karatay Beslenmesi'ne başlamadan önce, konu ile ilgili gittiğim doktorlar en başta yumurtayı yasakladılar. Bu beslenmeyi araştırdığım ve başlamaya karar verdiğim dönemde, bunu ben de düşündüm ama sonrasında, hamileyken her gün yumurta yememe rağmen karaciğer değerlerimi iki katına da olsa düşürebildiğimi düşününce, yumurtadan sakınmamaya karar verdim. Şimdi günde en az üç yumurta yiyorum. Hazırda akşam yemeği olmadığı zamanlarda yediğim yumurta ekstra oluyor. (Hamileyken karaciğer değerlerimin düşmesini de o dönem -nispeten- sağlıklı beslenmeme ve düzenli Omega 3 kullanmama bağlıyorum.)


3) Karaciğer enzimleri yüksek olan kişiler ilaç kullanımına dikkat etmeliyken, D vitamini, Omega 3, B12 vitamini gibi takviyeleri alabilirler mi?

Ben Prof. Dr. Canan Karatay'ın yazdığı reçeteye dayanarak, düzenli olarak, D vitamini, Omega 3, CoEnzymeQH ve K2 vitamini kullanıyorum. Ayrıca kimi zaman, tahlil değerlerime göre magnezyum, B12 vitamini takviyesi de alıyorum. Vücudun vitamin ve mineral oranları dengede olmadığı sürece, vücut kendini toparlayamıyor.

Ancak elbette alacağınız en ufak bir ağrı kesici dahi, karaciğer enzimlerinizi yükseltebilir. Yüksek karaciğer enzimleri gibi bir sorun yaşıyorsanız, ilaç almanıza neden olan sıkıntınızın büyüklüğü ile alacağınız ilaçların kar/zarar oranını düşünmelisiniz. Alacağınız herhangi bir takviye veya ilaç için mutlaka doktorunuza danışmalısınız.

Bu kış, iki kez boğaz ağrısı yaşadım. İki seferde de kendiliğinden iyileştim ancak işleri kolaylaştırmak adına boğazımı tuzlu+karbonatlı su ile gargara yaptım, burnumu da tuzlu su ile temizledim. Tuzlu suyun oranı % 0.9 olmalı. Yani % 1 gibi dersek, 1 lt suya, 10 gram tuz yeterli olur.  Bu hassasiyeti yakalayabilirseniz, burun damlasına da gerek olmaz. Gayet doğal bir burun damlası elde edersiniz. Tuzlu+karbonatlı suyun boğaz ağrısına ve şişliğine ne kadar iyi geldiğine inanamazsınız. En doğal mikrop kırıcı.


4) Gluten/Gliyadin İntoleransının Karaciğer Üzerindeki Etkisi

Gıda intolerans testini seneler önce İrlandalı bir tanıdığımdan duymuştum ve çok ilgimi çekmişti. Karatay Sağlıklı Beslenmesi'ne başladıktan sonra, gıda intolerans testi ile ilgili daha çok bilgi edinmeye başladım. Nihayet testi yaptırdım ve Ocak 2015'te sonuçlarımı aldım. Bu testin sonucunda çıkan gıdalardan biri olan "buğday" çok önemli.

Buğday çıkması beni hiç şaşırtmadı zira Karatay beslenmesine başlayalı beri inanılmaz rahatladım. Ancak bulgur, içli köfte, ara sıra lahmacun, kısır, buğday salatası yiyordum. Veya çorbalara bulgur, buğday katıyordum. Test sonrasında, testte çıkan diğer gıdalarla birlikte, buğday ürünlerinin tamamını hayatımdan çıkarttım ve çok rahatladım.

Gıda intoleransı testinde buğday çıkınca, çölyak belirtileri nelerdir diye araştırdım ve yaşadığım bazı sıkıntıların sebebinin buğday intoleransı olduğunu anladım. Tabii benim en çok dikkatimi çeken belirti, "Nedeni bilinmeyen karaciğer hastalıkları ve enzim yüksekliği" oldu. Siyahla işaretlediğim belirtilerin hepsi bende mevcuttu.

Çölyak Belirtileri

* Kilo kaybı 
* Açık renkli, kötü kokulu dışkı 

* Gaz 
* Kemik Ağrısı 
* Davranış değişiklikleri 

* Kaslarda kramp meydana gelmesi 

* Yorgunluk 

* Büyüme geriliği 

* Bebeklikte gelişim,büyüme bozuklukları 
* Eklemlerde ağrılar 
* Felç
* Bacaklarda uyuşma, karıncalanma (sinirdeki hasardan) 

* Ağız içerisindeki açık yaralar (aphthus ulcers) 

* Ağrılı deri hastalığı (dermatitis herpetiformis) 

* Diş bozuklukları ya da mine kaybı 

* Haddinden fazla kilo kaybından dolayı oluşan adet düzensizliği
* Geçmeyen, tekrarlayan ishal atakları
* Kansızlık (İlaç tedavisine rağmen geçmeyen ve tekrarlayan )
* Öne doğru çıkık bir karın
* Zayıflama
* Çocuklarda boy uzamasının durması
Bulantı, kusma
* Sık tekrarlayan diş çürükleri
*
Nedeni bilinmeyen karaciğer hastalıkları ve enzim yüksekliği
Romatizmal hastalıklar (Çocuklukta geçirdiğim bir hastalık)
* Kas güçsüzlüğü ve kramplar

* Çeşitli tiroid bezi hastalıkları

* Migren tipi baş ağrıları

* Şeker hastalığı
Geçmeyen, kaşıntılı cilt yaraları
* Saç dökülmesi
* Deride renk açılması (Vitiligo)


Kaynak : http://www.glutenfreehayat.com/index.asp?sayfa=9

Diğer bir kaynak : http://beslenme.gov.tr/index.php?lang=tr&page=520


5) Evdeki Küflerin ve Temizlik Kimyasallarının Karaciğer Üzerindeki Etkisi

Aralık 2013'te Canan Hoca'ya gittiğimde yaptığı muayenede sorduğu sorulardan sonra, bana evimizin badanasında küf olduğunu söyledi! Haklıydı. Zemin katta olan evimizin özellikle bir odasında, küf sorunumuz vardı. Biz küf oldukça çamaşır suyu ile silip temizlemeye çalışıyorduk. Canan Hoca, bu küflerden mutlaka kurtulmamız gerektiğini, küflerin sağlığa son derece zararlı olduğunu söyledi. Öyle ki, gerekirse evden taşınmamızı dahi önerdi. Zira küfler, solunum yolu ile vücuda girip karaciğer ciddi zararlar veriyordu. Ayrıca tüm temizlik kimyasallarından da kurtulmamız gerektiğini söyledi. Bu iki önlem, eşimle birlikte bir türlü geçmek bilmeyen alerjik rinit ve buna bağlı öksürüğümüzün geçmesi için de elzemdi.

Evdeki küfü çamaşır suyu ile temizlemek ise apayrı bir hata imiş. Küfü alıp, çamaşır suyu gibi bir zehiri sokuyormuşuz ciğerlerimize.

Biz evden taşınamayacağımız için, evi düzeltmeye karar verdik. Tüm evi badana yaptırıp, tekrar küf oluşmasına engel olacak şekilde izolasyon yaptırdık. Ve sonrasında da evimizi düzenli bir şekilde havalandırmaya özen gösterdik. Birkaç hafta içinde alerjik rinite bağlı öksürüğümüz geçti ve tekrar etmedi. Karaciğerime etkisi de ortada.

Evinizin badanasında küf olmasa bile, çoğu banyoda, duş kabinlerinin lastiklerinde veya seramik derzlerinde küf barınabiliyor. Bunların da bertaraf edilmesi çok önemli.

Temizlik malzemeleri olarak ise; karbonat, sirke, beyaz sabun, toz çamaşır sabunu, arap sabunu gibi malzemeleri kullanabilirsiniz.


Özetle :

1) Karatay sağlıklı beslenmesi

2) Gerekli vitamin ve mineral takviyelerinin yapılması

3) Glutensiz beslenme

4) Evde küf vs'nin yok edilmesi, agresif temizlik kimyasallardan uzak durulması

ile 10 yılı aşkındır, çeşitli değerlerde yüksek olan karaciğer değerlerimden birini nihayet normale getirdim. Diğeri de normale çok yakın. Her ikisi de daha da düşecek.

SGOT (AST) - 29.1  (< 31 U/L)

SGPT (ALT) - 38.0  (< 32 U/L)

Bu iyileşme, 2 yıla yakın bir zaman aldı. Bilgiler zaman içinde oturuyor. Tüm bu önlemleri en başında alsaydım, çok daha kısa sürebilirdi ancak önemli değil. Önemli olan, sadece sağlıklı beslenerek, ilaçsız bir şekilde değerleri düzeltebiliyor olmak.

______________________________________________________________________________________________________

Aşağıda, Canan Hocam'ın doğumgününde yazdığım yazımı okuyabilirsiniz.

2 Mart 2015

Daha 16 yaşındaydım hipoglisemi atakları yaşamaya başladığımda. Arkadaşlarım bana acilen tost ve kola alırlardı ki, kendime geleyim!?
21 yaşındaydım göğsümde kist çıktığında; "Bir çok kadında görülür, önemli değil." dediler.
23 yaşındaydım, "Tiroidin iyi çalışmıyor. Şuradan 10 kişi çevirsek, 6'sında görülür, önemli değil." dediler.
24 yaşındaydım, demir eksikliğine bağlı kansızlıkla yere yapıştığımda. "Kadınlarda olur, önemli değil. Al şu şurubu, geçer." dediler.
25 yaşındaydım yüzümü kist gibi sivilceler bastığında; "Bazılarında ergenlikten sonra da görülebilir, önemli değil. Al şu Roaccutane'ı, geçer." dediler.
Roaccutane meğer önce karaciğer testleri yaptırılıp alınırmış, bana bi bunu demediler.
Aldım, sonra karaciğer testlerini öğrendim. Sordum, "Bana test yaptırmadınız.." diye.
"Peki, yapalım madem." dediler. Yaptırdım, değerlerim 10 katı yüksek çıktı.
"Hepatit B misin, C misin acaba?" dediler. Baktık, değilmişim.
"İlacı bırakınca geçer." dediler. 29 yaşında neden bilmem baktırdım, geçmemiş, iyi mi?
27 yaşındaydım, miyopum 2,50'dan 3,25'e yükseldiğinde.
30 yaşındaydım, bir Şubat sabahı, ayağımın altında, beni feryat figan uyandıran tendinit çıktığında. Nikahımızda, balayımızda topallıyordum.
İlaç içtim, geçmedi. Tendinitin üstünden kortizon vuruldum, geçmediği gibi acıdan kıvrandım!
Altı ay acı çektim. Gittiğim hiçbir doktor ne sebebini, ne çaresini bulamadı. Neden bilmem, Ağustos'tu geçtiğinde. Sonradan anlıyorum, güneşli günlerde yükselen D vitamininden geçtiğini. Güneş koruyucu sürme alışkanlığım olmadığına seviniyorum.
30 yaşındaydım, "Adetlerim çok sancılı, dayanamıyorum." dediğimde.
"Normal. Yapacak bir şey yok. Şu ilaçları al, idare et." dediler.
34 yaşındaydım özellikle karaciğerim için doktora gittiğimde.
İlaç verdi doktor, dedi "3 ayda düzeltiriz."
Dedim içimden "Bu ne mucize ilaçmış, 10 yılda geçmeyeni, 3 ayda geçirecek. Peki bu niye bozuktu ki 10 yıldır da, 3 ayda geçecekti böyle?.."
Onlar sormadılar bunu kendilerine. Hiçbiri sormadı ki şimdiye kadar yaşadığım sıkıntıların altında yatan gerçek sebebi. Hiçbir zaman birbiri ile ilişkilendirilecek şekilde muayene edilmedim ki. Bunu şimdi anlıyorum tabii.

Başladım ilaca önce. Sonra sancı başladı sağ batınımda. Baktım prospektüse, olurmuş böyle. Şikayetim yokken, şikayetim oldu. Sinmedi içime. Bıraktım. Güvenemedim bu tedaviye.

35 yaşındaydım yüzük parmağım şiştiğinde, yine bir sabah ağrı içinde uyandığımda. Yine bir şey bulamadı doktor, verdi fort ilaçları, yükseltti yine karaciğerimi. O kadar söylememe rağmen. Dedi ki "Bu Minoset'ten daha masumdur, karaciğere dokunmaz."
Keşke sorsaydım sonra o doktora "Bu nasıl olur? En azından 2-3 katıyla idare ediyordum. Olmuş 7 katı!"

35 yaşındaydım ilk kitabını okuduğumda.
Okuduklarım öyle mantıklıydı ki. Anlaması kolay, akıcı ve net bir dille yazılmıştı.
"Tamam.." dedim "..benim çözümüm bu. Sağlıklı besleneceğim ve karaciğerimi düzelteceğim. Diğer sorunlarımdan da kurtulacağım."

Nisan 2013'te başladım. Şubat 2015'e geldim ve ömrümde ilk defa, ilaç kullanmadan, sadece sağlıklı beslenerek, karaciğer değerlerimden biri normale girdi. Diğeri ise 38. Normale 3 birim kaldı. Tiroidlerim normal. İsteyene demir verebilirim. Adet sancım falan kalmadı. Kimi zaman nefesimi kesen alerjik rinitim bitti. Hipoglisemi, zaten başladığım ilk gün bitti. D vitaminim 107 ng/ml. Böbrek değerlerim normal.

Demek ki bu şikayetlerim her kadının yaşaması normal olan, önemsiz şikayetler değilmiş. Demek ki sadece ilacı bırakmakla geçmezmiş. Demek ki herkesin tiroidi bozulmayabilirmiş. Demek ki beni ve herkesi hasta yapan, öncelikle sağlıksız ve yanlış bilgilerle beslenmekmiş.

Bu hastalıkları tedavi edebilen şey sağlıklı beslenme iken, bunun zarar verme ihtimali nasıl düşünülebilir?

"Vitaminlere inanmıyorum." diyen bir doktor, bilimsel kanıtları olan bir bilgiyi, nasıl inanca bağlayabilir? Bu, inanılacak bir şey midir?
"D vitamininin normal değerini dahi bilmem." diyen bir doktor, "Fazla d vitamini böbrek taşı yapar." derken ki fazla dediği değer kaç olabilir?
Tip 1 diyabet tedavisi gören çocuğa makarnayı, çikolatayı öneren doktorun dayandığı mantık nedir?

Tereyağımız, yumurtamız köyden. Kaşarımız Kars'tan. Antep fıstığımız Antep'ten. Bademimiz Datça'dan. Zeytinyağımız soğuk sıkım, zeytinimiz doğal, Ege'den. Bir bahçe kiraladık Beykoz'da, otlarımız bahçeden. Hazır paket baharatlara son. Kendi kurutup yapabildiğimiz, bahçeden. Yoksa ışınlanmış radyoaktif baharatları eve sokmuyorum. Etimiz Beykoz'daki kasaptan. Balığımız Üsküdar'daki balıkçıdan. Sebze-meyve manavdan. Yoğurdumuzu evde yapıyoruz, yoğurt makinasına ihtiyacımız olmadan. Lor peynirimizi de. Diğer peynirler, pastırma, sucuk, sirke, turşu, tereyağı üretimine henüz geçmedik ama zamanla onlar da olacak. Sağımız solumuz kabuklu kuruyemişler oldu. Bu sene don olmasa da, bol bol Kaman cevizi yiyelim diye bakıyoruz. Geçen sene fazla olmadı maalesef. Mahalle sütçüleri ile mahalle arasındaki güvenli bağ oluşmaya başladı bir çok mahallede. Arap sabunu geri döndü, deterjanlar doğala çaldı! Çamaşır suyu evden kovuldu. Bu minvalde, bir tek bu temizleyiciler, şampuan ve bir de tuvalet kağıdımız marketten. Bir şampuanı halledemedim ama onun üstünde çalışmalarım sürüyor, ondan da kurtulacağız. Ekmek, abur cubur, kola, granül kahve, süt tozu, makarna, pirinç, patates, reçel, bal (doğalını, mısır şurubu yedirilmemiş arıların yaptığı balı bulan varsa bana da söylesin), pekmez, matik deterjanlar, çamaşır yumuşatıcıları, aylardır evimize girmiyor.

Mutfağımızdan mikrodalga çıktı, çekirdek kahve makinesi girdi. Teflonlar çıktı, çelikler arttı. Soğan kavurmak yok artık, her şey çiğden. Yemek yapmak kolaylaştı.

Tüm bunlar iki yıllık süreçte, adım adım halloldu.

Bu beslenmeye başladığım süreç boyunca okuduklarım, şahit olduklarım, dinlediklerim ve duyduklarımdan ben şunu çıkarttım : Herkes önce kendinin doktoru olacak. Bu ülkede nasıl ki kendimizin mühendisi, sigortacısı, avukatı, savcısı olmak zorunda isek.. Her işimizi takip etmek zorunda olduğumuz gibi, sağlığımız için bize önerilenleri de takip edeceğiz. Oturup düşüneceğiz. Kim söylerse söylesin, hap gibi alıp yutmayacağız.

Doğum gününüz kutlu olsun Canan Hocam. Sizi çok seviyorum. Bana, aileme kattığınız her güzellik için size minnettarım. Sağlıklı, mutlu, huzurlu ve hep böyle enerji ve coşku dolu nice güzel yıllar diliyorum.

______________________________________________________________________________________________________

"Karatay Diyeti'yle Yaşam Boyu Sağlık" kitabında Prof. Dr. Canan Karatay'ın Karaciğer ile İlgili Yazdıkları :

Bununla birlikte yüksek glisemik indeksli yiyecekleri, içecekleri ve işlenmiş bütün gıdaları (glisemik indeksleri yüksektir ve trans yağ içerirler) hayatımızdan çıkardığımızda yağlarımız giderek azalır. Depo yağlarımızın yıkılarak azalması sonucu kilo verirken aynı zamanda dinçleşiriz, yorgunluk ve halsizlik hissetmeyiz, uykularımız da düzene girer. Karaciğerimiz sağlıklı çalışmaya başlayacağı için bütün hormonlarımızla birlikte kan yağlarımız da sağlıklı düzeylere iner. Yükselmiş olan kan basıncımız da normalleşir. (Bu konuyu dördüncü ve beşinci bölümde daha geniş olarak ele alacağız.)

Karatay Diyeti, ‘insülin direnci’ kırılarak ve iç organ yağları özellikle de karaciğer ve pankreas yağları giderilerek, sağlıklı yaşam sürmeye yönelik öneriler içermektedir. Bu nedenle evimize ve ağzımıza ‘hiç’ girmeyecek olan yiyeceklerin listesine sıkı sıkıya uyarsak ve her gün en az 20-30 dakika (çok fazla değil) yürüme alışkanlığı edinirsek, ‘in- sülin direnci’ni kırabiliriz ve kilo vermemiz hızlanabilir. Yürüyüş, nor- mal tempoda olmalı ve hayat boyu devam ettirilmelidir. Yaz aylarında sıcak, kış aylarında soğuk, yağmur, dolu, buz, rüzgâr, yorgunluk bahane edilmeksizin, kendi yaşam biçimimize göre en rahat uygulayabileceğimiz bir zaman diliminde olmalıdır. Önemli olan sürekli bir şekilde, hayat boyu sıkıntı çekmeden, zorlanmadan uygulanabilir olmasıdır!

Göbek ve karında depo olmuş yağlar da yavaş yavaş yakılmaya başlar. Bu noktada bir örnek vermek istiyorum: Halkımız arasında her bahar mevsimi içinde toplam 30-40 adet taze enginar tüketilmesinin, karaciğeri koruduğu bilgisi yer etmiştir. Bunun bilimsel olarak açık- laması, enginarın bir sebze olduğu halde sıfır karbonhidrat içermesi, yani glisemik indeksinin sıfır olması ve lifinin fazla olmasıdır. Enginar, karaciğer ve pankreasımızın dinlenmesine imkân verip, yorulmasını önler.

Oysa lifli oldukları halde sık sık yenen meyvelerin ve lifinden arındırılarak içilen meyve sularının glisemik indeksleri yüksek olduğundan, maalesef karaciğer ve pankreasımızı yormakta ve dinlenmelerine imkân vermemektedir. Sonuç, karaciğer ve pankreas yağlanması ile insülin ve leptin direncinin gelişmesi olmaktadır.

Suni (yapay) tatlandırıcıların karaciğer ve pankreas yağlanmasını artırarak, şeker hastalığına neden olduğu bilimsel olarak gösterilmiştir. Aşırı miktarda meyve tüketmekle de karaciğer ve pankreas yorulmakta ve yağlanmaya başlamaktadır.

Kolesterol zengini yiyecekleri hiç ağzımıza koymasak bile karaciğer ve bağırsakların iç yüzünü kaplayan zar dokusu (epitel doku) her gün sürekli bir şekilde 2,5 gr yani 2.500 mgr taze kolesterol üretir. Kolesterol, insan vücudunun ürettiği en güçlü antioksidandır. Stres hormonunun ana maddesidir, bu nedenle stresli kişilerin kolesterolü koruyucu olarak yükselmektedir.

Karaciğere aşırı miktarda kolesterol üretmesi için gelen uyarıların kaynağı tüm vücutta meydana gelmiş olan, insülin ve leptin direnci sonucu gelişmiş (düşük düzey yangı) inflamasyondur.

Yüksek kan kolesterolünün yiyeceklerle bir alakası yoktur ve statin denilen kolesterol ilaçları ile düşürülmesinin de bir fayda sağlamadığı artık bilinmektedir. Bunu destekleyen birçok bilimsel çalışma bulunmaktadır.

Yüksek kolesterolün altında, vücuttaki insülin direnci yatar. İnsülin hormonu, kan şekeri ile birlikte yağlarını kontrol eden hormondur. Bir insanda karaciğer ve pankreas yağlanması varsa, vücudunda mikropsuz yangı (iltihap) dediğimiz olay başlamıştır ve de uzun süreden beri devam ediyor demektir.

İşte bu yangı ile mücadele edecek en önemli savunma aracımız, kan kolesterolümüzdür! Ayrıca herhangi bir yaralanmadan ya da ameliyattan sonra iyileşme sürecinde meydana gelen sert nedbe dokusu içine bakıldığı zaman kolesterol ile dolu olduğunu görüyoruz!

'Kan kolesterolünü yükseltmez’ ifadesini kullanmamın nedeni, halkımızdan bu konuda soruların gelmesinden dolayıdır. İçleri rahat etsin diye, bir kez daha belirtmek istiyorum: Yenilen yemekler hiçbir zaman kan kolesterolünü yükseltmemektir. Bu konuda yapılan binlerce bilimsel çalışma bulunmaktadır. Bu önemli çalışmaların bir kısmına bu kitap içinde yer verilmiştir. Ayrıca bu çalışmaların sonuçlarına göre; günde 4 yumurta yendiği zaman, karaciğerden kolesterol yapılması orantılı olarak azalıyor.

Proteinlerin en önemli fonksiyonlarından başka biri de, karaciğer yağlarının yakılması için gerekli olan glukagon hormonunun yapımını arttırmalarıdır.

Kırmızı et kolesterolü yükseltmez (doğru pişirildiği zaman) bilakis yükselmesini önler. Karaciğer yağlanmasını önler, düzeltir ve sonuç olarak da kan yağları normalleşir.

Prof. Dr. Canan Karatay

______________________________________________________________________________________________________

"Damdan Düşenlerin Hikayeleri - Nasıl İyileştim?" serisinin tüm yazıları için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz.

http://woto.com/damdan-dusenler

1) Gut hastalığını nasıl yendim?

2) Karaciğer değerlerimi nasıl düzelttim?

3) Crohn ve IBS (Hassas Bağırsak Sendromu) hastalıklarını nasıl yendim?

4) Alerjik rinitten nasıl kurtuldum?

5) Çağın hastalığı fibromiyaljiden nasıl kurtuldum?

6) Tiroidimi aldırmaktan nasıl kurtuldum?

______________________________________________________________________________________________________

Sağlıklı Yaşıyoruz