Karatay Diyeti Önerileri

Değerli Sağlıklı Yaşıyoruz Takipçileri,

Bir ayı aşkın süredir Canan hocamızın kitaplarından öğrendiklerimizi kendi uygulama ve deneyimlerimizin süzgecinden geçirerek vardığımız sonuçları dilimiz döndüğünce “her gün bir öneri” başlığı altında paylaşmaya çalıştık. Aldığımız geribildirimlerden de bu paylaşımlarımızın yararlı olduğunu gördük. 

Biz aklımıza gelen tüm konuları tüm içtenliğimizle sizlerle paylaştık. Sizlerden gelecek olan sorular arasında bugüne kadar paylaşmadığımız ve bizim de bildiğimiz bir konu olursa onu da KARATAY DİYETİ ÖNERİLERİ ’ne ekleyeceğiz. O nedenle “her gün bir öneriye” şimdilik bir virgül koyuyoruz.  

Sağlıklı günler dileriz.

Nurçin & Okan Çağlar


ÖNERİ 1- Leptin hormonunun salgılanmasına olanak tanıyın!

ÖNERİ 2- “Yağ yemezseniz, yağlarınızı yakamazsınız!” Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay

ÖNERİ 3- Ekmek insanı tok tutmaz acıktırır.

ÖNERİ 4- Kim kanser olmak İster?

ÖNERİ 5- Kim damarları tıkansın ister?

ÖNERİ 6- Meyve yiyen kilo verebilir mi?

ÖNERİ 7- Siz hangi zayıflama modelini tercih edersiniz? 

ÖNERİ 8- Leptin hormonunun salgılanabilmesi için ne yapmak lazım? 

ÖNERİ 9- Ne kadar ve ne zaman yemek yemeliyiz? 

ÖNERİ 10- Nerede yemek yemeliyiz?

ÖNERİ 11- Ne yemeliyiz?

ÖNERİ 12- Kimler kilo veremiyor?

ÖNERİ 13- Karatay Diyetine harfiyen uyulduğu halde kilo verilemiyorsa nedeni ne olabilir? 

ÖNERİ 14- Omega 3 hapı alınmalı mı? 

ÖNERİ 15- D Vitamini meğerse ne kadar önemliymiş!

ÖNERİ 16- D Vitamininin önemi 

ÖNERİ 17- Demir eksikliği hayatı zindan eder!

ÖNERİ 18- Gıda Alerjisi (Gıda Entoleransı) Varsa Kilo Verilemez!

ÖNERİ 19- Hareket etmeyen kilo veremez

ÖNERİ 20- Karatay Diyeti, diyet mi, kimler uygulayabilir, kimler uygulayamaz?

ÖNERİ 21- Kendinizi Karatay Diyeti'ne alıştırmak beyine “reset” atmak...

ÖNERİ 22- Bir kitap ile ömür boyu sağlıklı beslenme uzmanı olmak...

ÖNERİ 23- Karatay Diyeti’nde ilk güne hazırlık, mutfağın hazırlanması...

ÖNERİ 24- Karatay Diyeti’nde ilk kahvaltı çok önemli

ÖNERİ 25- Karatay Diyeti’nde ilk yemek çok önemli

ÖNERİ 26- Yemekten korkmayın aç kalmaktan korkun!

ÖNERİ 27- Çevremizi sağlıkllı beslenmeye alıştırmak...

ÖNERİ 28- Direnç ne zaman kırılır ve kilo verilmeye başlanır?

ÖNERİ 29- Kilo verme hızı.

ÖNERİ 30- Kilo verme hızı nasıl artar?

ÖNERİ 31- Hangi undan yapılan ekmeği, hangi makarnayı yiyebiliriz?

ÖNERİ 32- Hangi meyve suyu çok yararlı?

ÖNERİ 33- Öğrenmenin Sonu Yok 1 -Mutfağımızdaki Değişiklikler

ÖNERİ 34- Öğrenmenin Sonu Yok 2 – Yediklerimizdeki Değişiklikler. 

ÖNERİ 35- Ayşen Cumhur Özkaya 'nın hazırladığı Canan Efendigil Karatay Diyeti "Sağlıklı Yaşıyoruz Özet Bilgiler"

Öneri1

LEPTİN HORMONUNUN SALGILANMASINA OLANAK TANIYIN!

- Fazla yemekten (tabii ki Karatay'a uygun) korkmayın, aç kalmaktan korkun. Öyle bir yiyin ki bir sonraki öğününüze kadar asla açlık hissetmeyin. Çok sevdiğiniz bir şey yerken karnınız değil gözünüz doyana kadar yiyin.

- Kahvaltınızı eksiksiz yiyin ve malzemeden çalan müteahhitler gibi davranmayın.

- Öğün sayınızı kendinize göre ayarlayın. Karatay Diyetinde en ideal öğün sayısının iki olduğunu unutmayın. Sabah erken kahvaltı yapıyorsanız 2,5 öğün de yiyebilirsiniz. Yeter ki öğünleriniz arasında bir şey yemeyip az da olsa leptin hormonunuzun salgılanmasına olanak tanıyın.

Öneri 2

“Yağ yemezseniz, yağlarınızı yakamazsınız!” Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay

Soğuk sıkım zeytinyağı ve doğal tereyağı yemekten korkmayın. Çakma diyetlerde sizlere öğretilen ölçülere lütfen beyninizde “reset” atın. Eskiden salatanıza bir ölçü zeytinyağı koyuyorsanız şimdi 5 ölçü hatta 10 ölçü koyun. Salatanıza, yemeklere zeytinyağı koyarken korkak ve ürkek davranmayın.

A, D, E, K vitaminleri yağda çözülüyor. Bu vitaminleri vücudunuzun emebilmesi için yağa ihtiyacı olduğunu hiç unutmayın.

Ayıca kabızlık sıkıntısı yaşıyorsanız bilin ki yeterince yağ yemediniz demektir. Bizi yağdan birileri (siz kimler olduğunu çok iyi biliyorsunuz) öylesine uzaklaştırmışlar ki yemeklerimize yağ koymaya korkar hale gelmişiz.

Biz ne zaman kabızlık yaşıyor olsak ertesi günü zeytinyağını daha da arttırıyoruz. Bir de günkurusu kayısı yiyip üzerine su içiyor biraz da fazla yürüdüğümüz zaman bu sorun kendiliğinden ortadan kaldırmış oluyoruz. 

Öneri 3

EKMEK İNSANI TOK TUTMAZ ACIKTIRIR!

Bir dilim ekmek yiyen bir kişinin (Hem de isterseniz en iyisi diye önerilen tam buğday ekmeği olsun.)  bir çorba kaşığı şeker yemiş gibi şekeri yükseliyor. Şekeri yükselen bir kişi de 3 saat sonra acıkıyor. Yani ekmek insanı doyurmadığı gibi tam tersine acıktırıyor.

Karatay Diyetini uygulayanlar bu gerçeği çok iyi biliyor. Biz ekmek yerine karbonhidrat olarak ceviz / kavrulmamış fındık fıstık badem yiyoruz. Karatay Kahvaltısı insanı 6-7 saat tok tutarken aynı kahvaltının yanında ilave olarak bir - iki dilim ekmek yediğinizde 3-4 saat sonra acıkırsınız. Bunun nedeni şekerinizin hızlı yükselip hızlı düşmesi, şekeriniz düşerken de bir şeyler yeme ihtiyacı duymanızdır.  Dolayısıyla sizi hızlı acıktıran ekmektir.

Ekmekten, her türlü unlu mamulden uzak durmak gerekiyor. Şeker insan için ne kadar zararlıysa  ekmek de aynen öyle.

Ekmek = Şeker = Dejeneratif hastalıklar (Kanser, damar tıkanıklığı, alzheimer, vb) 

ÖNERİ 4

KİM KANSER OLMAK İSTER?

Kanser hücrelerinin şekerle beslendiğini öğrendiğim andan beri şekerden uzak duruyorum. Canan Hanım TV konuşmalarında hep anlatıyor “bir hastada kanser olup olmadığını anlamak için damardan şekerli su veririz. Nerede emilim fazla ise metastaz var demektir”

Ben beynimi şu şekilde koşullandırdım. Şu anda vücudumda bilmediğim bir yerde kanser oluşumu var ise ben bu kanser hücrelerini şeker vererek beslemek istemiyorum.  İşte şekerden bu şekilde uzaklaştım. Lütfen bir düşünün, bir anlık zevk için kim kanser olmak ve dünyadan uzaklaşmak ister?

Şeker denen meret öyle bir illet ki aynen uyuşturucu gibi. Şeker bağımlısı olduğunuz anda kurtulmanız gerçekten çok zor. Ben Canan Karatay’ın sayesinde bu uyuşturucudan çok kolay kurtuldum. Bu uyuşturucudan kurtulunca da yaşamım değişti. 100  metre yürüyemez morbid obez iken şimdi kilometrelerce yürüyebiliyor, saatlerce dans edebiliyorum. Babam şeker hastası olduğu için şeker hastalığı benim kaderimdi. Meğerse kaderim falan değilmiş çünkü ben artık şeker hastası değilim. 12 yıl boyunca içtiğim 48180 adet hap ile düzelmeyen kan değerlerim şeker ve şekerimi yükselten gıdaları kesince kendiliğinden 4 ayda düzeldi. (Bu konuyu sağlıklı Yaşıyoruz sayfasında bir çok kez paylaştım)

Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay hep şunu söylüyor. “Bir dilim ekmek (hem de en iyisi diye önerilen tam buğday ekmeği) yediğiniz zaman 1 çorba kaşığı şeker yemiş gibi şekeriniz yükselir.”  Biz taş değirmende elde edilen tam buğday ununun çok zararlı olmayacağını düşünüyorduk. (sayfada paylaşmıştık) Bu konuyu hocaya sorduğumuzda bize aynen şöyle dedi. “un ufak hale gelmiş unla ne yapılırsa yapılsın sindirimi ağızda başlıyor ve glisemik indeksi çok yükseliyor. Oysa aynı buğdaydan yapılan bulgur için aynı şey geçerli değil. Bulgurda ve buğdayda sindirim ağızda başlamıyor.” Kim olursa olsun ve hangi yaşta bulunursa bulunsun herkesi özellikle de çocuklarımızı şekeri yükseltecek gıdalardan uzak tutmamız gerekiyor. Kim bir yakınının veya çocuğunun kanser olmasını ister? Kim çocuğuna şeker veya şekerini yükseltecek kanser hücrelerini besleyen gıdadan yedirebilir? Lütfen bu konuyu çok düşünün. 

ÖNERİ 5

KİM DAMARLARI TIKANSIN İSTER?

Bundan yaklaşık beş ay önceydi. Datça Kargı koyundaki Yeşim Barın sahibi Deniz Hanım aradı ve çok sevdiği bir tanıdığı ile beni tanıştırmak istediğini söyledi. Bir Pazar günü kahvaltıda buluştuk ve tanıştık.

Tanıştığımız Yusuf Bey 82 yaşındaymış. 4 damarı tıkalıymış. Gittiği 3 kalp damar cerrahı derhal ameliyat demişler. Yusuf Bey en son Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay’a gitmiş. Canan Hanım gerekli incelemeleri yaptıktan sonra aynen şöyle demiş. “Bence ameliyata gerek yok şu ilacı alır ve şu şekilde beslenirseniz ameliyata gerek kalmaz.” Çok mutlu olmuşlar ve beslenme listelerini almışlar. O sırada Canan Hanım “nerede oturuyorsunuz?” diye sormuş Yusuf Bey de “Datça’” demiş. Onun üzerine Canan Hanım aynen şu ifadeyi kullanmış. “Datça’da Okan Bey diye biri var (biz o sırada daha tanışmamıştık, sadece mail ile gönderdiğim fotoğraflarımdan beni tanıyordu) benim beslenme modelimi uygulayarak kilo veriyor. Okan Beyi bulursanız o nasıl besleniyorsa siz de o şekilde beslenebilirsiniz”

Buradan şuna gelmek istiyorum. Damarı tıkalı bir insanın bizim belenme modelimizle damarları açılabiliyorsa damarı tıkalı olmayan bir insanın damarı tıkanır mı? 

Damarlarınızın tıkanmasını istemiyorsanız şekerden, şekerinizi yükselten gıdalardan ve trans yağlardan uzak durun.

ÖNERİ 6 

MEYVE YİYEN KİLO VEREBİLİR Mİ?

Ağustos 2011 - Ağustos 2012 arasında 40 kilo verdim.

Ağustos 2012 – Ağustos 2013 arasında ise 10 kilo verdim.

Neden 2. Yıl , 1. Yıl kadar kilo veremedim?

Bunun bence 2 nedeni var.

Birincisi verilecek kilolar azalınca kilo verme yavaşlıyor.

İkincisi ve daha önemlisi ise ben ikinci yıl glisemik indeksi orta olan meyvelerden yemeye başladım.

Kış aylarında kahvenin yanında 1 adet hurma veya bir başka gün kahvenin yanında bir adet kuru incir yedim.. Ama hiçbir zaman bu meyvelerden günde bir adetten fazla yemedim.

Yaz mevsiminde ise karpuz kavun, incir, dut gibi Gİ yüksek meyvelerden hiç yememiş olmama rağmen üzüm gibi Gİ orta olan meyvelerden yedim.

Yani ikinci yıl yavaş kilo vermemin ana nedeni ikinci yıl Gİ orta olan meyvelerden yemeğe başlamış olmam.

Hızlı kilo vermek isteyen arkadaşlar benim ilk yıl yaptığım gibi günde 3-4 günkurusu kayısı veya Nurçin’in yaptığı gibi Gİ düşük meyvelerden en fazla bir adet ile yetinsinler ve meyveden uzak dursunlar. Yiyecekleri meyveyi de Canan Hanımın dediği gibi sabah kahvaltısından sonra yesinler. 

ÖNERİ 7

SİZ HANGİ ZAYIFLAMA MODELİNİ TERCİH EDERSİNİZ?

Bugüne kadar bizim bildiğimiz ve uyguladığımız 2 çeşit zayıflama modeli var.

  1. KALORİ HESABI: 1500 kalori alıp 2000 kalori harcayıp az ve sık yiyerek kilo verebilirsiniz. Akupunkturu da bu model içinde kabul ediyoruz.  Ben bu tür yoyo diyetler nedeniyle verdiğim kiloları hep fazlasıyla geri aldım ve sonunda 140 kiloyu aşan, çorabını bile kendi giyemeyen morbid obez oldum. Ayrıca tip 2 diyabet, kolesterol ve ürtiker hastası da oldum. Son 12 yılda 48.180 adet hap kullandım ve bu hapları kullanmak benim kaderimdi ölene kadar da kullanacaktım. Dizlerim ve ayak bileklerimde problemler başlamış, eşim Nurçin de reflü hastası olmuştu. Her ikimiz de yüksek tansiyon hastasıydık.  
  2. LEPTİN HORMONUNUN SALGILANMASINA İZİN VEREREK: Kalori hesabı yapmayıp, doyana kadar günde 2 veya en fazla 2,5 kez yiyip, en geç saat 20:00 de yemek yemeyi bitirip, bütün gün tok gezip, leptin hormonunun salgılanmasına olanak sağlayarak yani Karatay Diyeti’ni uygulayarak kilo verebilirsiniz. Ben bu zayıflama modeli sayesinde sağlıklı beslenmeyi öğrenmekle kalmayıp 50 kilodan kurtuldum. Kaderim diye bana söylenen, 48180 adet hapla düzelmeyen hastalıklarım bir bir iyileşti. Ben artık tip 2 diyabet hastası, kolesterol ve ürtiker hastası değilim, 48180 adet haptan hiçbirini kullanmıyorum artık. Eşim Nurçin de reflü hastası değil ve o da reflü ilaçlarını bıraktı. Eşim artık yüksek tansiyon haplarını da bıraktı, ben de yarıya düşürdüm.

Siz bu iki modelden hangisini tercih dersiniz? Sağlıklı beslenip, sağlıklı yaşamak istiyorsanız lütfen leptin hormonunuzun salgılanmasına imkan verin.

ÖNERİ 8

LEPTİN HORMONUNUN SALGILANABİLMESİ İÇİN NE YAPMAK LAZIM?

Çok basit bir anlatımla, bir şeyler yediğimiz zaman pankreasımız önce 2 saat insülin hormonunu salgılıyor. Ardından 2 saat da glukagon denen hormon salgılanıyor. Yemek yememizden 4 – 5 saat geçip insülin ve glukagon salgıları tamamlandıktan sonra işte bizi zayıflatan LEPTİN hormonu salgılanmaya başlıyor. Leptin hormonu bizim depolarımızdaki yağları kullanarak vücudumuzun enerjisini sağlıyor. İşte biz (Karatay Sağlıklı Beslenmesini uygulayanlar) böyle fazla kilolarımızdan kurtuluyoruz.

Leptin hormonunun gece salgılanabilmesi için yemeğimizi en geç 19:00 – 20:00 de yiyip bitirmiş olmamız lazım. Buna göre 20:00 – 22:00 arası insülin salgılanacak, 22:00 – 00:00 arası glukagon salgılanıyor olacak ve saat 00:00 veya 01:00 den sonra da Leptin salgılanmaya başlayacak. Leptin hormonu en fazla bizim derin uykuda olduğumuz 02:00 – 05:00 saatlerde arası salgılanıyormuş.

Leptin hormonunun gündüz de salgılanmasını istiyorsak günde 2 veya 2,5 öğün yiyor olmamız öğünler arasındaki zamanı açmamız gerekiyor. Bu konuyu bir örnekle açıklamaya çalışalım. Saat 09:00 da kahvaltı yapan bir kişinin saat 11:00 ‘e kadar insülin hormonu salgılanacak. 11:00 – 13:00 arası 2 saat de glukagon hormonu çalışıyor olacak. 13:00 – 14:00 den sonra yağlarımızı yakacak leptin hormonu devreye girebilecek. Tabii ki ağzımıza 9 dan sonra hiçbir şey atmadıysak. 13:00 – 14:00 ‘den sonra yemek yemeyi açlık hissetmeden uzatabildiğimiz her sürede leptin depodaki yağlarımızı kullanarak enerjimizi sağlıyor olacak. Saat 16:00 da yemeğimizi yiyor olursak 2-3 saat leptin sayesinde yağlarımızı yakmış olacağız. Yemeği saat 17:00 gibi yiyecek olursak bu sefer de 3-4 saat depodan yemiş olacağız. İşte onun için 2 öğün sağlık demişler. Yeter ki bir önceki öğünümüzde yeterince ve doğru şeyler yemiş olun ve leptinin salgılandığı süre içinde beyniniz “bu kişi acıktı, yemek gelmiyor tasarruf moduna geç” sinyalini göndermemiş olması lazım. Acıktığınız anda hemen yemeğinizi yiyin.

Lütfen leptin hormonunuzun salgılanmasına olanak sağlayın ve günde iki öğün yemeye çalışın. İlk başlangıçta 3 öğün hatta 2,5 öğün yiyebilirsiniz ama gündüz de fazla yağlarınızı yakmak sizin elinizde. Biz ilk başladığımızda bir yıl civarında 2,5 öğün, daha sonra da 2 öğün yedik ve halen 2 öğün olarak devam ediyoruz. . Şunu hiç unutmayın aralarda bir şey yemeyip ağzınıza şekersiz denen tatlandırıcılı sakızlardan bile atmış olsanız beyin “bu şeker yedi” sinyalini göndererek insülin salgısını başlatacak ve o anda leptin hormonunuz faaliyette ise faaliyetine son verip yerini insüline bırakmış olacaktır. İki öğün arasında size ikram edilen en ufak bir nesneyi leptin hormonunuzun salgılanmasının devam etmesini istiyorsanız lütfen yemeyin.

NOT: Bu bilgiler Karatay Diyeti kitabından öğrendiklerimizden yorumlanmıştır. Facebook “Sağlıklı Yaşıyoruz” sayfasında bir çok kez dile getirilmiştir. Daha ayrıntılı öğrenmek için Karatay Diyeti kitabını okumalısınız, hatta bunların anlatıldığı bölümleri birkaç kez okumalısınız.   

Leptin ile ilgili bu linki incelemelive bu videoyu da izlemelisiniz


ÖNERİ 9

NE KADAR VE NE ZAMAN YEMEK YEMELİYİZ?

Yemek paylaşımlarından “bu çok fazla” veya “bu çok az” gibi yorumlar geldiğini izliyoruz. Karatay Diyeti’ne başlayan herkes aynı koşullarda değil. Ben başladığım zaman 140 kiloydum. Benim yediğim yemek miktarı ile 70 - 80 kiloluk bir kişinin yiyeceği miktar aynı olabilir mi? Önemli olan herkesin bir sonraki öğüne kadar açlık çekmeyecek şekilde yemek yemiş olması. Yani diyetisyen diyetlerindeki gibi sofradan yarı aç yarı tok kalkmamalısınız ve karnınız aç aklınız yiyeceğiniz yemekte olmamalı.

Peki bir sonraki öğün ne zaman olmalı? İşte bu da yine kişiden kişiye değişebiliyor. Dün Öneri 8 de Leptinin salgılanabilmesi için neler yapmamız gerektiğini paylaşmıştık. Leptin salgılanmasını göz önüne alarak dileyen 3 öğün, dileyen 2,5 öğün dileyen de 2 öğün yiyebilir.

Alışkanlıkların değişmesi kolay olmuyor. Yıllarca doktorlar ve diyetisyenlerin “az ye sık ye” tavsiyeleriyle yaşadık. O nedenle bazı kişiler için birden iki öğün yemek zor olabilir. Onlar 3 öğünle başlayabilir. Bir süre sonra 2,5 öğüne geçebilirler. 2,5 öğün dediğimiz Sabah kahvaltı, akşam ana yemek arada da bir atıştırma veya sabah kahvaltı akşam üstü ana yemek akşam da atıştırma şeklinde olabilir. En son ulaşılacak nokta ise 2 öğün yani sabah kahvaltı ve bir de ana öğün yemek. İbni Sina’nın “iki öğün sağlık, üç öğün hastalık” sözünü ve büyük dedelerimiz ile Hz Muhammed’in iki öğün yediğini hiç unutmamalıyız. 

ÖNERİ 10

NEREDE YEMEK YEMELİYİZ?

Dün paylaştığımız Öneri 9 ‘da “Ne kadar ve ne zaman yemek yemeliyiz?” konusunda Karatay Diyeti kitaplarından öğrendiklerimizi sizlerle paylaşmıştık. Bu gün de eksik kalan “nerede” konusunu işleyeceğiz.

Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay’ın kendi çalıştığı hastanelerde bile yemek yemediğini biliyor muydunuz? Canan Hanım hastanenin bile yemeğini yemiyorsa işyerinde çalışan arkadaşlar çok çok dikkatli olmalı. Ama aynı Canan Hanım hastane çevresindeki çorbacılara fırsat bulursa gidip paça çorbası içiyor. Demek ki dışarıda da yemek yenebiliyor. Önemli olan yemeğin içeriği.

Toplu olarak yemek yapılan yerlerde kullanılan yağlar maalesef sağlıksız yağlar. Ayrıca menülerde bol miktarda glisemik indeksi yüksek yiyecekler, pilavlar, patates, makarna, börek vb oluyor. O nedenle, iş yerinizde bu tarz toplu hazırlanmış yemek varsa tavsiyemiz yememeniz. Zaten sabah Karatay kahvaltısı yapmış birinin öğle yemeği paydosunda acıkması mümkün değil. Öğle paydosunu yürüyüş için kullanabilirsiniz. Daha sonra akşam yemeğine kadar acıkmamak için, yanınızda götürdüğünüz kuruyemişler, yoğurt, ayran gibi sağlıklı yiyeceklerden atıştırıp ana yemeğinizi akşam eve döndüğünüzde kendiniz sağlıklı bir şekilde hazırlayıp yiyebilirsiniz. 

Dışarıya yemeğe çıktığınızda, ızgara et veya balık, yanında salata yiyebilirsiniz veya Canan Hanımın yaptığı gibi işkembe paça çorbası içebilirsiniz. Siparişinizi verirken etinizin yanına garnitür olarak patates veya pirinç pilavı konulmamasını, varsa bulgur pilavı konulabileceğini mutlaka hatırlatın. Salatanıza yağ koymamalarını, yağı masaya getirmelerini, kendiniz koyacağınızı belirtin. Gelen yağın zeytinyağı olduğundan emin olursanız, ki kokusundan belli olur, bolca ekleyebilirsiniz. Yanınızda küçük bir şişe zeytinyağı alabilirsiniz gideceğiniz yere göre. Peynir tabağı da ısmarlayabileceğiniz bir yiyecek. Uzman Karataycıların çantasında mutlaka ceviz veya kuruyemiş bulunur. Ceviz ve peynir de doyurucu olacaktır.  İçecek olarak açık ayran, su, maden suyu, Türk kahvesi veya  filtre kahve tercihiniz olmalı.

Kahvaltı için dışarıya giderseniz yanınıza mutlaka kuruyemişinizi alın. Gittiğiniz yerde peynir, zeytin, yumurta bulursunuz, yanına kuruyemişinizi de ekleyip kahvaltınızı yapabilirsiniz. Reçel, bal ve ekmeği gelirse bile mutlaka geri gönderin. 

Bir pastanenin kapısından bile içeri girmeyin. Çünkü içerdeki her türlü ürün trans yağlı ve Gİ en yüksek olan ürünler.

KARATAY MENÜSÜ

Ayrıntılarını görmek istediğiniz yemek kategorisinin fotoğrafının üzerine tıklayınız.  

ÖNERİ 11

NE YEMELİYİZ?

Öneri 9 ’da “ne kadar ve ne zaman yemeliyiz?”, Öneri 10’ da ise “nerede yemeliyiz?” soruları ile ilgili düşüncelerimizi paylaşmıştık. Bugün ise son kalan “ne yemeliyiz? sorusuna yanıt arayacağız.

Bu konu Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay’ın kitaplarında ayrıntılarıyla işlenmiştir. Herkese öncelikle Karatay Diyeti kitaplarını okumalarını tavsiye ediyoruz. Biz burada kendimiz için hazırladığımız bir tabloyu paylaşacağız.

Bu tabloda bizim oldukça sık kullandığımız veya mutfağa dahi sokmadığımız gıda maddeleri var. Bu tablo çok daha geliştirilebilir. Karatay Diyeti kitaplarında çok daha ayrıntılı olarak bu bilgileri bulabilirsiniz. Kitaplarda yer almayan gıda maddelerinin de biz hemen glisemik indeksine bakıyoruz. Şayet

Gİ 0 – 30 arası ise doyana kadar yiyoruz,

Gİ 31 – 55 arası ölçülü yiyoruz (Örneğin Nohut, bulgur),

Gİ 56 – 70 arası yemiyoruz veya eser miktarda yiyoruz (Örnek haşlanmış havuç),

Gİ 71 – 100 Mutfağa bile sokmuyoruz.

Yarın: “Ne – Ne kadar – Ne zaman – Nerede Yemeliyiz? Sorularının yanıtlarını toplu halde paylaşacağız.

YASAKLAR

(Glisemik indeksi yüksek gıdalar)

SERBESTLER

(Glisemik indeksi düşük gıdalar)

Un ve unlu her türlü gıda (Ekmeğin her çeşidi) -  Kavrulmuş kuru yemişler

Ceviz, kavrulmamış fındık – fıstık -  badem

Her türlü şeker, şekerli her türlü gıda, her türlü tatlandırıcı ve diyabetik ürünler

Günkurusu kayısı (3-5 ad)

Pirinç, patates, pişmiş havuç

Bulgur, pişmemiş havuç

Karpuz, kavun, üzüm, incir, muz

Şeftali, elma, erik, kiraz vb (Günde 1 porsiyon)

Markette satılan tavuk, yumurta ve markette satılan fabrikasyon her türlü ürün ile sucuk, salam, sosis

Serbest dolaşan tavuk, doğal her türlü ürün ve yumurta ile pastırma

Her türlü meşrubat (diyet – light ürünler dâhil), meyvalı yoğurt, Nescafe, her türlü alkollü içkiler,

Bol su (günde en az 2 litre), maden suyu, ev yapımı yoğurt ve bu yoğurttan yapılan ayran, bitki çayı, Türk Kahvesi, filtre kahve

Ayçiçek yağı, mısırözü yağı, margarin

Tereyağı, zeytinyağı, fındık yağı,

Tahıllar

Et, balık, sebze, salata, bakliyat, yer fıstığı

Ara öğünler, doymadan sofradan kalkmak, saat 20:00 den sonra bir şeyler yemek veya atıştırmak. Şayet ara öğün yeme ihtiyacı hissederseniz bilin ki bir önceki yemeği doyana kadar yememişsiniz.

Kalori hesabı olmadığı için serbest gıdaları saat 20:00 yi geçmemek koşuluyla doyana kadar yemek, tercihan günde 2 öğün yemek, (saat 20:00 den sonra su, kahve, çay, ayran, maden suyu içilebilir.)

ÖNERİ 12

KİMLER KİLO VEREMİYOR?

Bu bilgiler Karatay Diyeti uygulayarak sağlığına kavuşmuş olan bizim deneyimlerimizden ve Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay'ın “Karatay Diyetiyle Yaşam Boyu Sağlık" kitabından (II. Kitap) yararlanılarak derlenmiştir.

Karatay Diyetine başlayan birçok kişi, çok rahat bir biçimde kilo verdiklerini SAĞLIKLI YAŞIYORUZ sayfasında paylaşırken bazı kişiler de Karatay Diyeti'ni uyguladıkları halde kilo veremediklerini dile getiriyorlar. Kilo veremeyen kişilerin durumlarını analiz ettiğimizde çok büyük bir bölümünün Karatay Diyeti uygulamadıkları veya yanlış uyguladıkları gözlenmiştir. Bu gözlemlerimizi şu şekilde sıralayabiliriz.

  1. KARATAY DİYETİ KİTABINI OKUMAYANLAR KİLO VEREMİYOR: Bazı takipçilerimizin Karatay Diyeti kitaplarını hiç okumadan ve bu işin mantığını özümsemeden bu işe soyunduklarını görüyoruz. Bu kişiler, kilo veremez yağlarını yakamaz. İlk günlerde ekmeği şekeri kesince verilen kilolar sizi aldatmasın. O giden kilolar yağ değil sudur. Kendinizi tartıda hafiflemiş görürsünüz ama ilk fırsatta vücudunuz kaybettiği suyu geri toplayabilir.  Bir süre sonra direnç başlayacaktır.
  2. BEYNİNE RESET ATMAYANLAR KİLO VEREMİYOR: Daha önceki yaptıkları diyetlerin etkisinden kurtulamayan başka bir deyişle beslenme ile ilgili geçmişte öğrendiklerine reset atamayanlar, bazı kişilerin etkisinde kalanlar kilo veremiyor, verdikleri ise geçici oluyor. Karatay Sağlıklı Beslenmesini uygulayacak olan kişinin geçmişte beslenmeyle ilgili  öğrendiği her şeyi unutması ve beyninden silmesi gerekiyor. 
  3. YETERİNCE YAĞ YEMEYENLER KİLO VEREMİYOR: Prof Dr. Canan Efendigil Karatay “yağ yemezseniz yağları yakamazsınız” diyor. Diyetisyenlerin etkisinden çıkamamış ve yemeklerine zeytinyağı koymaya korkanlar, tereyağı ve yağlı et yemeyenler kilo veremiyor.
  4. AZ VE SIK YİYENLER KİLO VEREMİYOR: Bir çok kişinin ara öğünler yiyerek beslendikleri görülmüştür. Oysa "sık sık ve az yemek sizi değil hastalıkları besler" diyor Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay (Sayfa 33) Günde 3 öğünden fazla yemek yenmemeli ve ara öğünler kalkmalıdır. Öğünler arasında en az 4-5 saat geçmeli ve akşam 20.00 den sonra hiçbir şey yenmemelidir
  5. HER GÜN EN AZ 20 -30 DAKİKA YÜRÜMEYENLER KİLO VEREMİYOR: Kilo veremediğini ifade eden birçok kişinin yeterli miktarda yürüyüş yapmadıkları gözlenmiştir. Bazı kişiler AVM 'de vitrinlere bakarak 2 saat dolaşmayı yeterli yürüyüş olarak nitelendirmektedir. Oysa aynı tempoda hiç durmadan en az 20 - 30 dakika yürüyüş yapılması gerekmektedir. Yani alın teri dökmeden kilo verilemiyor.
  6. SU İÇMEYENLER KİLO VEREMİYOR: Günde en az 2-3 litre sıvı alınmalıdır. (Sayfa 71)
  7. GLİSEMİK İNDEKSİ YÜKSEK GIDALAR İLE SAĞLIKSIZ GIDALARLA BESLENENLER KİLO VEREMİYOR: Bir çok kişinin Canan Hanımın mutfağımıza girmemesi gereken diye belirtiği gıdaları yedikleri gözlenmiştir.  Mutfaklara girmesi kesinlikle yasak olan gıdalar: her türlü ekmek (beyaz, kepek, çavdar vb), simit kuru ve yaş pastalar, her türlü tost, ambalajında diyet/light yazan veya yazmayan grisini galeta ve her cins bisküvi, pirinç pilavı, patates, mısır, makarna, börek, poğaça, açma, şeker çikolata ve her türlü tatlı, şekerli ve şekersiz reçeller, şuruplar bal ve pekmezler, bütün yapay tatlandırıcılar, ambalajında diyet/light yazan bütün yiyecek ve içecekler, hazır veya taze sıkılmış her türlü meyve suyu, bütün gazlı içecekler, her türlü kızartma, bütün hazır çorbalar, sucuk salam sosis gibi işlem görmüş et ürünleri, islenmiş tütsülenmiş balık ve etler, süt tozu krema vb ürünler, mayonez ketçap ve her türlü hazır soslar, marketlerde satılan kapalı çiftlik tavukları, karpuz ve kavun gibi doğal da olsa fazla miktarda şeker içeren glisemik indeksi yüksek meyveler. Yemekler düşük ısıda uzun süre pişirilmelidir. Buğulama en sağlıklı pişirme yöntemlerinden birisidir. Sıcak yemeklerde ve kızartmalarda kesinlikle Ayçiçek ve mısırözü yağı ve her türlü margarin kesinlikle kullanılmamalı, soğuk sıkım sızma zeytinyağı, fındık yağı ve saf tereyağı kullanılmalıdır. (Sayfa 72)
  8. KAHVALTISINI YAPAMAYAN VEYA EKSİK YAPANLAR KİLO VEREMİYOR: Kilo veremeyenlerin büyük bir bölümünün sabah kahvaltılarını yapmadıkları veya eksik yaptıkları gözlenmektedir. Oysa ki sabahları Karatay Diyeti'ne uygun olarak yapılmış bir kahvaltı, metabolizmayı 4-5 km koşulmuş gibi hızlandırır. (Sayfa 67) Yani sabah kahvaltıda tereyağı, 2 adet yumurta, 10 adet zeytin, avuç içi büyüklüğünde peynir, bir çay bardağı dolusu ceviz veya kavrulmamış badem veya kavrulmamış fındık, istediğiniz kadar domates ve yeşillik, 2-3 adet doğal kurutulmuş kayısı yediğiniz zaman 4-5 km koşmuşcasına metabolizmanız hızlanıyor. Başka bir deyişle kahvaltı etmiyorsanız metabolizmanızı hızlandırmak için 4-5 km koşmanız lazım.
  9. BAZI KARBONHİDRATLARI FAZLA YİYENLER KİLO VEREMEZ: Canan Hanım kitabında bazı karbonhidratlar için sınırlama getirmiştir. Örneğin bulgur pilavı için "2-3 kaşık yiyebilirsiniz" derken bazı arkadaşlar öğlen akşam tabaklar dolusu bulgur pilavı yerlerse kilo veremezler. Ayrıca düşük glisemik indeksli besinlerden fazla miktarda yendiğinde yüksek glisemik yük oluştuğunu da unutmamak lazım.

ÖNERİ 13

KARATAY DİYETİ’NE HARFİYEN UYULDUĞU HALDE KİLO VERİLEMİYORSA NEDENİ NE OLABİLİR?

Bir kişi “ne, nerede, ne kadar ve ne zaman yenir" kurallarına uyup bedensel egzersizini yaptığı yani Karatay Diyeti'ni harfiyen uyguladığı halde kilo veremiyorsa bunun 4 nedeni olabilir. Bu bilgiler Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay'ın “Karatay Diyetiyle Yaşam Boyu Sağlık" kitabından (II. Kitap) yararlanılarak derlenmiştir.

  1. OMEGA 3 NOKSANLIĞI: Kilo verebilmek ve kanser, depresyon, kalp hastalıkları, damar sertliği gibi pek çok hastalığı önleyebilmek için mutlaka Omega-3 yağları alınması gerekiyor. Omega-3 yağları, başlıca; tereyağı, balık, doğal yumurta, fındık fıstık badem gibi kuruyemişlerden alınabilir. (Sayfa 108-110)  Yani Omega-3 yağları almadan kilo veremez ve pek çok hastalıktan korunamazsınız.
  2. D VİTAMİNİ NOKSANLIĞI: D Vitamini eksikliği olan kilo veremez. D vitamini 2 kaynaktan elde ediliyor. 1- Güneşin UVB ışınları etkisiyle derimizde üretilmekte, 2- Gıdalarla alınabilmektedir. Balık, yürek ve karaciğerde de D Vitamini alınabiliyor. Ancak hiçbir gıda güneşin yerini tutamıyor. (Sayfa 44-47)
  3. DEMİR EKSİKLİĞİ: Vücutta demir eksikliği varsa kilo verilemez. (Sayfa 48-50) Karaciğer, yürek gibi sakatat, kırmızı et, baklagiller, yumurta sarısı, ceviz, fındık, fıstık, badem gibi kuruyemişler demir bakımından zengin gıdalardır.
  4. GIDA ALERJİSİ VARSA: Gizli gıda alerjisi varsa kilo verilemez. Bunu öğrenmek için “gıda entolerans testi” (York testi) yapılması gerekiyor.  (Sayfa 43)

ÖNERİ 14

OMEGA 3 HAPI ALINMALI MI?

Prof. Dr. Erkan Topuz diyor ki; “Omega 3 eksikliğine bağlı olarak Amerika’da % 5 ölümler bildirilmektedir.”

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu diyor ki; “Balık yemediğim günlerde 800-1200 mg civarında omega-3 takviyesi yutuyorum.” 

Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay diyor ki; “kilo verebilmek için, doğal tereyağı, soğuk sızma zeytinyağı ve temel olan Omega-3 – Omega-6 gibi yağların doğal şekilleriyle mutlaka vücuda girmesi gerekmektedir. … çünkü insan vücudu bu yağları üretemiyor ve dış destek olarak mutlaka alınması gerekiyor.” (Karatay Diyeti’yle yaşam boyu Sağlık Kitabının üçüncü bölümünden) “… her gün 2-3 gr katkısız Omega-3 tüketilmelidir. Omega-3 yağ kapsülleri içinde kesinlikle Omega 6 yağı bulunmamalıdır.” (Bilimsel Gerçeklerle Kilo Vermenin ABC ’si Karatay Diyeti kitabının Onbirinci bölüm)

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta ’nın karşı görüşü “Güvenli gıdalarla doğru beslenenlerin bunu hap olarak alması icap etmez.”

Ve bizim bu konuda yaşadıklarımız… Hepsi http://woto.com/Omega3veAntioksidan

ÖNERİ 15

D VİTAMİNİ MEĞERSE NE KADAR ÖNEMLİYMİŞ!

Ben (Okan) Canan Hanımı tanıyana kadar inanın D Vitamininin önemini bilmiyordum. Sadece kemiklerimizi güçlendirir, kemiklerimiz de zaten yeterince güçlü deyip D vitaminini hiç adam yerine koymamıştım. Nasıl olsa kilo verebiliyorum diye de ikinci kitapta okuduğum halde hiç ölçtürtmemiştim. Gittiğim onlarca doktordan hiçbiri de şimdiye kadar D vitaminini ölçtür demedi ve biz de ölçtürmemiştik.

Canan Hanım Datça’ya geldiğinde ola ki bize sorar diye gelmeden ölçtürelim dedik ve Marmaris’e gidip ölçtürdük.  Benim D Vitaminim normal D (30) referanslar arasında, Nurçin’in D vitamini ise biraz düşük D (23) çıktı.

Benim tiroidimde 3-5 adet nodül vardı. Biyopsi de temiz çıktı ama Marmaris’teki doktorum bu nodülleri aldırmamı istedi. Bu yaz Canan Hanımla tanıştığımızda kendisine bu konudan bahsetmiştik. Bana hemen D Vitamini ve B 12 değerlerimi sordu. Ben de değerlerim normal referans aralıkları içinde” dedim. Bana hemen “kaç?” diye sordu.  Referans aralığında kalan değerlerimi söyledim Bana yanıtı aynen şu oldu “çok çok düşük D Vitamini 80, B 12 ise 800 olacak. Bu değerlere ulaşırsanız ve bir de iyot tableti alırsanız ameliyata gerek kalmaz.” dedi. Nasıl mutlu olduğumu anlatamam. İşte o anda D vitamininin ne olduğunu anlamaya başladım.

Bu yazdıklarımı şunun için anlattım D vitamini o kadar önemliymiş ki ben hiç bilmiyormuşum. Pek çok ülkede insanların grip aşısı olmak yerine D Vitamini aşısı olduğunu siz biliyor muydunuz?

Benim öğrendiğim kadarıyla D vitamini bizlerin bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve pek çok hastalığa karşı bizi koruyabiliyor.

D Vitaminini ölçtürdüğümüz zaman Marmaris’teki doktorumuz. ”sizin normal bir şey yapmanız gerekmiyor. Ama Nurçin Hanımın D vitamini iğnelerinden alıp içmesi gerekiyor demişti. Bunu Canan Hanıma söylediğimizde bize aynan şöyle söyledi. “Bu içme olayı 40 yıl öncede kaldı. Her ne kadar ampulün üzerinde içilebilir yazıyorsa da vücut tam ememiyor. O nedenle mutlaka kalçadan iğne olarak almanız lazım.” dedi ve bize bu iğneleri ne kadar aralıklarla yaptırmamız gerektiğini anlattı. Önce bir doping uyguladık. Bu sene ilk defa grip aşısı olmayacağım. D Vitamini dopingini şu şekilde yaptık. Ben (Okan) 30 olan D vitaminimi yükseltebilmek için günaşırı birer iğneden toplam 4  adet (D Vit 3) D vitamini iğnesi oldum. Nurçin ise 23 olan D Vitamini yükseltebilmek için günaşırı birer iğneden toplam altı adet  D Vitamini iğnesi yaptırdı ve şimdi ayda bir hem ben hem de Nurçin D (D Vİt3) ve B 12 (Dodekx) iğnesi oluyoruz.

D Vitamini dopingini yaptırdığımdan beri vücudumun gerçekten çok direnç kazandığını hissedebiliyorum. 


D ve B 12 iğnelerini olduktan 3  ay sonrası...

D ve B 12 vitaminlerinin ne kada

Bugün tahlil sonuçlarımız geldi.

Ben (Okan) bu tahlillerden önce 30 olan D vitamini değerimi yükseltebilmek için; 

- Eylül 2013 de önce gün aşırı bir adet olmak üzere toplam 4 adet,
- Ekim ve Kasım 2013 de her ay birer adetten toplam 2 adet,
iğne yaptırarak toplamda 4 + 2 = 6 adet D vitamini iğnesi yaptırmış oldum. 

Sonuç olarak da 6 doz iğne ile Eylül 2013'de 30 olan D vitamini değerim Aralık 2013'de 79,8 'e ulaştı. 

535 olan B 12 vitamin değerini yükseltebilmek için de her ay (Eylül, Ekim, Kasım 2013) birer adet iğne yaptırdım. Toplam 3 adet iğne ile 535 olna B 12 değerim 808 e ulaşmış oldu.

Eşim Nurçin ise 23 olan D vitamini değerini yükseltebilmek için;
- Eylül 2013 de önce gün aşırı bir adet olmak üzere toplam 6 adet,
- Ekim ve Kasım 2013 de her ay birer adetten toplam 2 adet,
iğne yaptırarak toplamda 6 + 2 = 8 adet D vitamini iğnesi yaptırdı.

Sonuç olarak da 8 doz iğne ile Eylül 2013 'de 23 olan değeri Aralık 2013'de 78,9 ‘a ulaştı. 

217 olan B 12 vitamini değerini de yükseltebilmek için de Eylül, Ekim, Kasım 2013 aylarında, ayda bir kez olmak üzere toplamda 3 adet B 12 iğnesi yaptırarak 217 olan değerini 543'e çıkardı. 

Aralık ayında da birer adet D ve B 12 iğnelerimizi olduk. (Bu test için kan verdikten sonra)  

Canan Hoca bu değerlerimizi gördükten sonra Nurçin'e bir sonraki ay 2 adet B 12 iğnesi olmasını her ikimizin de hem D hem de B 12 iğnelerine her ay birer iğne yaptırarak devam etmemizi ve 6 ay sonra yeniden tahlil yaptırmamızı istedi.  

Biz de bu tarihten itibaren yani Ocak, Şubat Mart, Nisan , Mayıs 2014 tarihlerinde birer adet D 3 ve B 12 iğnesi yaptırdık. Haziran ayında kan vererek tahlil yaptırmamız gerekiyordu ancak bu kan tahlili için yaklaşık 15 gün geciktik ve Temmuz 2014 başında kanımızı verebildik. Bu arada havaların güzel olduğu günlerde saat 12:00 de yaklaşık 20-25 dakika korumasız olarak güneşlendik ve üzerine zeytin sütü ile lavanta ve kantaron yağını karıştırarak yaptığımız güneş sonrası yağını sürdük. 

Biz D vitamini değerlerinin 100 ün üzerinde çıkacağını tahmin ediyorduk. Bazı doktor arkadaşlarımız "D vitamininin fazlası toksik aman dikkat edin" diye bizi uyarıyorlardı. Biz de Canan Hoca Haziran'a kadar kullanın sonra bir daha test yaptır dediği için en ufacık bir tereddüdümüz yoktu. Bir de geçenlerde bir TV konuşmasında Canan Hocanın "bugüne kadar D vitamininde toksisiteye hiç rastlanmadı"  demesi de bizi ayrıca rahatlatmıştı. 

Temmuz 2014 başında yaptırdığımız kan sonuçlarını alınca hayretler içinde kaldık. Her ay iğne olmamıza rağmen D vitamini değerlerimizi 80 in üzerine hatta 100 lere ulaştıramamış olduk. 

Aynı şekilde her ay olduğumuz B 12 vitamin iğneleri de istediğimiz sonuca ulaşamadı. Bugün (07.07.2014 tarihi itibarıyla Canan Hoca ile mail yoluyla irtibat kurduk ve rapor verdik. O da bize bundan sonra ayda bir olduğunuz iğneleri 15 güne indirin dedi. ve biz de bir süre 15 günde bir iğne olup sonra tekrar tahlil yaptıracağız. O bir süre ne kadar inanın bilmiyorum. Canan Hocaya bir ara soracağız. 

Kan değerlerimizin son durumu:


Bugün D ve B 12 Vitamini iğnelerimizi ve enjektörleri aldık. Şimdi sıra her ay bir - iki iğne yaptırmada... 

  

ÖNERİ 16

D VİTAMİNİN ÖNEMİ

Bu bilgiler Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay’ın kitaplarından derlenmiştir.

D Vitamini vücut için en önemli ve yaşamsal vitaminlerden biridir.

  1. Kemik gelişimi,
  2. Sinir sistemi,
  3. Kardiyovasküler sistem
  4. Bağışıklık sistemi,

için çok büyük önemi vardır.

D vitamini iki kaynaktan sağlanabilir: Güneş ışınlarındaki UVB yardımıyla derimiz tarafından üretilebilir, besinler yoluyla alınabilir. Besin yoluyla aldığımız vücudumuzun ürettiğinin ancak dörtte biri kadardır.

1- Güneş yardımıyla D vitamini üretilmesi için güneşe koruyucu sürmeden, yeterli sürelerde maruz kalmak gerekmektedir. Bunun abartılmaması, cildin güneş yanığı olmayacak kadar güneşte kalınması önerilmektedir.

2- D vitamini en çok balık ve sakatatta bulunmaktadır (en çok yürek ve karaciğer). Buradaki en önemli nokta ise D vitamininin yağda çözülen bir vitamin olmasıdır. Eğer yeterince sağlıklı yağlar yenilmezse besin yoluyla vücuda giren D vitamini emilemez ve yararı olmaz.

Canan Karatay eski atasözünü tekrarlıyor ve "Güneş girmeyen eve doktor girer." diyor. Kendisi de Uluslararası D Vitamini Konseyi üyesi olan Karatay D Vitaminiyle ilgili bilgilerin değiştiğine dikkat çekiyor ve birçok hastalığın tedavisinde hastaların D Vitamini düzeylerinin yüksek tutulduğunu söylüyor. Örneğin, 2009 yılındaki domuz gribi salgınında Kanada hükümeti halka domuz gribi aşısı yaptırmak yerine D Vitamini takviyesi yapmış.

Canan hanım dünyanın birçok ülkesinde, özellikle kuzey ülkelerinde, insanların çoğunun D vitamini düzeylerinin düşük olduğunu, Akdeniz ülkesi olmamıza rağmen ülkemizde de çoğu insanın D Vitamini düzeylerinin düşük olduğunu söylüyor. Bunun nedeni olarak da iki konuya dikkat çekiyor. Birincisi güneş koruyucu kremlerin kullanılması yaygınlaştıkça insanların güneşten yararlanamaması. Bunun yanında büyük şehirlerde hava kirliliği nedeniyle UVB ışınlarından yararlanamıyor olmamıza da dikkat çekiyor.

Canan hanımın üzerinde durduğu diğer konu da son yıllarda insanların beslenmesinde yağın çok az yer alması. Özellikle kalori hesabına dayalı diyetlerde çok kalorili olan yağların çok az verilmesi insanları yağda eriyen vitaminlerden (A, D, E ve K) yoksun kalıyor. Bu vitaminlerin eksikliğinin kanser, kalp hastalıkları gibi birçok hastalığın nedeni olduğu gösterilmiş. Canan hanım kitaplarında bu konuyla ilgili daha fazla bilgi edinmek isteyenlere http://www.vitamindcouncil.org/ Adresini referans olarak gösteriyor.

ÖNERİ 17

“DEMİR EKSİKLİĞİ HAYATI ZİNDAN EDER!”

Bu söz ve aşağıdaki bilgiler Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay’ın Karatay Diyeti’yle Yaşam Boyu Sağlık kitabından alınmış ve derlenmiştir.

Ülkemizde pek çok kişide demir eksikliği bulunmaktadır. Ayrıca ülkemizde sağlıksız bir alışkanlık olan yemekten hemen sonra çay içme âdeti de gıdalarda bulunan az miktardaki demirin emilimini önlemektedir.

Peki, vücutta demir azalınca ne oluyor?

Demir eksikliği olan kişi kilo veremiyor, sinirli oluyor, halsizlik hissediyor, uyku hali oluyor, saçları dökülüyor,

Canan Hanım bu şikayetleri bulunan kişilere

  1. Kan demiri,
  2. B-12 vitamini,
  3. Folat,
  4. D vitamini ve
  5. İnsülin hormonu değerlerine baktırmalarını tavsiye ediyor.

Ancak kan tetkiklerinin ve destek tedavilerinin mutlaka bir hekim tarafından yapılması gerektiğini de belirtiyor.

Peki, kanda demir değeri ne olmalı?

Kan demiri değerinin 50 mg/dL’nin üzerinde olması gerektiğini söylüyor Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay

Günlük demir gereksinimi, spor yapanlarda,  bebeklerde, gebe ve emziren annelerde, adet (regl), ergenlik ve ağır hastalık dönemlerinde kişinin yaşına ve yaşam biçimine göre değişiyor.

Hangi besinler doğal demir kaynağı?

Karaciğer, yürek, dalak gibi sakatatlar, kırmızı et, baklagiller, kuru üzüm ve yumurta sarısı demir açısından zengin gıdalarmış. Ceviz, fındık, fıstık, badem gibi kuruyemişlerin ve kuru fasulye, mercimek gibi baklagillerin 100 gramında (ince belli çay bardağı kadar) 3,70 mg demir bulunuyormuş..

Canan Hoca ilkokuldayken “Fındık fıstık çıtır çıtır, hem kan yapar hem ısıtır” diye öğretildiğini ifade ediyor kendilerine.

Demir eksikliği saptanmış olan kişilerin bir hekim gözetimi altında tedavi olmaları gerekir.

Yarın: Gıda Alerjisi (Gıda Entoleransı) Varsa Kilo Verilemez!

ÖNERİ 18

GIDA ALERJİSİ (GIDA ENTOLERANSI) VARSA KİLO VERİLEMEZ!

Bir kişi Karatay Sağlıklı Beslenmesi ‘ne harfiyen uyduğu halde kilo veremiyorsa son seçenek de yediği gıda maddelerinden biri veya bir kaçına o kişinin bilmediği gıda alerjisi ya da gıda entoleransı olmasıdır.

Biz Çağlar Ailesi olarak kilo vermemizde zaman zaman takılmalar olsa da genelde kilo verebildiğimiz için bu gıda entolerans testini yaptırmadık ve şu an için de yaptırmayı düşünmüyoruz. Ama kilo verememiş olsaydık o zaman mutlaka yaptırırdık tabii ki. 

Belki de takılmalarımız o anda yediğimiz gıda alarjisindendi onu biemiyoruz ve bu testi yaptırmadığımız için de hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Peki, bilmek istiyor muyuz acaba? Biz sevdiğimiz meyve ve sebzeleri mevsiminde yiyoruz. Örneğin ola ki böğürtlene karşı alerjisimiz var. Biz o anda o testi yaptırmış olsaydık çok sevdiğimiz halde böğürlen yememiş olacaktık. Zaten böğürleni yiyebileceğiniz bir kaç ay. 6 ay böğürtleni yemediğinizde bu alerjinin kendiliğinden geçme olasılığı var. Yani bu testi yaptırmış olsaydık çok sevdiğimiz böğürleni yiyememiş olacak ama o 3 ay içinde kilo verebilecektik. Bu bir tercih meselesi. Biz bu sağlıklı beslenme sistemini yaşamımızın sonuna kadar sürdüreceğimiz için bazı mevsimlerde kilo vermenin üç ay takılması bizim için çok çok önemli değil.  Ayrıca bu test çok da ucuz bir test değil. 600 TL - 1000 TL arasında çeşitli fiyatlar duyduk.  

Karatay Sağlıklı Beslenmesini harfiyen uygulamanıza, hergün muntazam yürüyüşünüzü yapmanıza, Omega 3 ve Antioksaidan takviyelerinizi almanıza, D Vitamini ve Demirinizin normal olmasına rağmen uzun süre (Örneğin bir mevsimden fazla) kilo veremiyorsanız o zaman bu testi yaptırmanızı öneriyoruz. Büyük olasılıkla o zaman mevsiminde yediğiniz meyveye veya sebzeye değil her gün yediğiniz bir gıdaya alerjiniz oluşmuş olabilir. Buraya kadar ki yazdıklarımız bizim deneyimlerimiz sonucu bizde oluşan görüştü. 

Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay kitaplarında bu konuyla ilgili neler diyor. 

Gıda entoleransı pek çok nedenden olabilir. Doğal yiyeceklerden olabileceği gibi fabrikalarda üretilen hazır yiyeceklerin içindeki katkı maddeleri ve kimyasal maddelerden de kaynaklanabilir.

Gıda alerjisi kilo vermeyi neden engeller?

Organizmada herhangi bir şekilde alerji başlamış ise, o alerjiyi yenmek amacıyla organizma bir mücadele başlatır. Bu mücadele bizler farkında bile olmadan senelerce devam eder. Düşük yoğunluklu bir savaş gibi organizmayı yorar, yıpratır ve güçsüz bırakır... Bu durumda, kişilerin kilo vermeleri zorlaşır ve kilo veremedikleri gibi kullandıkları alerji ilaçları da ayrıca kilo almalarına neden olur!

Peki, gizli alerjinin belirtileri nelerdir?

Gıda alerjisi olup olmadığını öğrenmek için ne yapılmalı?

Karatay Diyeti kitabındaki sağlıklı beslenme ve yaşam biçimi önerilerini uygulayanlar eğer kilo veremiyorlarsa ya da çok yavaş kilo verme sorunu yaşıyorlarsa, gıda alerjisi ve gıda entoleransı testi yaptırmayı düşünmeliler. Oldukça pahalı bir test olmasına rağmen, hayati önemi olduğu için bir kez yapılmasında fayda vardır. Test sonucuna göre beslenmeye başlayan hastaların daha sağlıklı ve hızlı bir şekilde kilo verdikleri bilinmektedir.

Özellikle kilo vermek için her türlü diyeti deneyenler, hayatları boyunca diyet uygulamaya çalışıp kilo veremeyenlerin bu testi bir an önce yaptırmalarını öneriyor Canan Hoca.

Gıda alerjisi ya da gıda entoleransı testinden sonra, vücudun tepki gösterdiği gıdaya karşı nasıl bir önlem alınıyor? O gıda veya gıdalar ömür boyu hiç yenmeyecek mi?

Test neticesinde alerji ya da entolerans gelişmiş bir gıda ortaya çıkarsa, gelişmenin derecesine göre bu gıdanın tüketilmesine 3-6 ay süreyle ara verilerek vücut rahatlatılıyor. Sonra yavaş yavaş bu gıda tekrar yenmeye başlanabiliyor. Eğer alerji veya entolerans gelişmiş olan gıda, kişinin çok sevdiği sağlıklı bir yiyecekse ömür boyu hayatından çıkarma gibi bir durum yok!

ÖNERİ 19

HAREKET ETMEYEN KİLO VEREMEZ!

Karatay Sağlıklı Beslenme Piramidinin tabanında bedensel hareket olduğunu unutmamak gerekiyor. Sadece beslenme düzenini değiştirerek sağlığımıza kavuşamayız.

Çok fazla kilosu olanların (benim gibi 140 kilo civarında olanların) uzun süre yürümesi neredeyse imkansız oluyor. Bana kilo verebilmem için “birkaç km yürümen gerekir” diyenlere ben hep şu soruyu sorardım. “Size dolu bir Aygaz tüpü versem, hani şu büyük, 24 kilo olanlardan, o tüpü kaç metre taşıyabilirsiniz?” Bu soruya aldığım yanıt da hiçbir zaman 50 metreyi geçmedi. Ben de o kişilere şu cevabı verirdim. “Sen 20-50 metreyi zor yürürüm diyorsun. Ben de o tüpten bir değil iki adet var. Ben nasıl yürüyebilirim ki o iki adet tüple?” Gerçekten bir kısır döngü içindeydim. Hareket edemediğim için kilo veremiyor, kilo veremediğim için de yeterince hareket edemiyordum.

İlk 5 kiloyu bir ayda neredeyse hareket etmeden çok çok az hareketle verdim. İnsana o 5 kilo hafiflemek hem moral veriyor hem de gerçekten kendini hafiflemiş gibi hissediyor. Ben 140 kilodan 135 kiloya düştükten sonra haftada 5 gün çok hafif tempolu spora başladım. Spor hocamız eşliğinde yarım saat çok hafif pilates, 15 dakika da çok hafif tempoyla yürümeye başladım. Bu 15 dakikayı bir süre sonra 30 dakikaya çıkardık ama saatteki hızım 2,5 Km/h dı. Zaman içinde 3 km/h, derken 3,5 km/h ve 4 km/h hatta 5 km/h ‘a kadar çıkabildim. Şimdi bazen 4 – 4,5 km/h bazen 5 km/h hızla en az yarım saat evde bantta yürüyor, 1 saatte pilates yapıyorum. Ayrıca hava iyiyse Datça limanında da bir saatten fazla eşimle birlikte yürüyoruz. Haftanın belirli günlerinde de (Kışın haftada 3 gün, yazın haftada 1 gün) 3 saat aralıksız dans edebiliyorum.  

Şayet kilo vermekte zorlanıyorsanız 20 – 30 dakikalık yürüyüş süresini 50 – 60 Dakikaya çıkarabilirsiniz. Sağlıklı Yaşıyoruz Sayfasını takip edip ayda 5 kilodan fazla veren birkaç arkadaşımız oldu. O kişilere nasıl başardıklarını sorduğumuzda hepsinin spor sürelerinin birkaç saatten çok fazla olduğunu gördük. Örneğin bir arkadaşımız ayda 7 kilo verdi o arkadaşımız günde 3 saat yürüyüş yaptı. Hülya Yağız isimli bir arkadaşımız da ona benzer kilo verdi o arkadaşımız da günde 12 km yürüdü.

Yukarıda pilatesten bahsettiğim için şunu da bahsetmeden geçemeyeceğim. Pilatesin kilo vermeye çok büyük katkısı olduğunu düşünmüyorum. Ancak sarkmaları ve kırışıklıkları önlediğini düşünüyorum. Benim 50 kilo verdiğim göbeğimi görseniz en ufacık bir çatlak kırışıklık sarkma vb yok.

Kısaca sağlıklı beslenmenin yanısıra bedenimizi de aktif kılmalıyız. Bunun için pahalı spor salonlarına üye olmaya gerek yok diyor Canan Hoca. Günde en az 20 - 30 dakika yürümek yeterli olabilir. Bunu, işe gidip gelirken, günün her hangi bir saatinde yapabilirsiniz. Ben eskiden gideceğim yere kadar araçla giderdim. Şimdi aracı gideceğim yere çok uzak bir mesafeye park ediyorum ki aradaki mesafeyi yürümüş olayım.

Önerimiz, başlangıçta yürümeyi amaç değil araç olarak görmeniz olacak. Yürüyüşünüzün gidilmesi gereken bir yere gitmek gibi bir hedefi olabilir. Bu sizi zorlayıcı bir etken olacaktır. Ancak bedeniniz hafifledikçe yürümek sizin için kolaylaşacak, kolaylaştıkça aldığınız keyif artacak, keyif aldıkça yürümeyi amaç haline de getirebileceksiniz.

İmkanı olanlar için yüzmek de çok yararlı olmakta. Canan Hanımın yazın güneş doğarken her sabah denize girdiğini ve günde en az 2- 3 saat yüzdüğünü biliyor musunuz?

ÖNERİ 20

KARATAY DİYETİ, DİYET Mİ, KİMLER UYGULAYABİLİR, KİMLER UYGULAYAMAZ?

Karatay Diyeti’nin içindeki “diyet” sözcüğü sizleri yanıltmasın. Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay ilk kitabı hazırlayıp Hayy kitaba götürdüğündeki adı “Kolesterol Terörü” imiş. Hayy Kitap Editörü Nihal Doğan taslağı okuduktan sonra bu kitabın adının “Karatay Diyeti” olması gerektiğini söylemiş. Canan Hanım “Karatay Sağlıklı Beslenmesi“ olsun demiş ama sonuçta Nihal Hanım, Canan Hanımı ikna etmiş ve bizlerin hayatını değiştiren kitabın adı KARATAY DİYETİ olmuş.

Aslında bu bizlere diyetisyenlerin öğrettiği anlamda bir diyet değil gerçek anlamda Sağlıklı Beslenme Modeli. Yıllarca Canan Hanım bu modeli kendisine gelen binlerce kalp hastasına uygulamış ve hastalarının “hocam bunları kitap haline getirsenize” ısrarları üzerine bu kitap kaleme alınmış.

Sağlıklı beslenme olunca da 7 den 77 ye değil, ana rahminden – yaşamın sonuna kadar herkesin uygulayabileceği bir model ortaya çıkmış. İster hamile, ister emziren bir anne, ister şeker hastası, ister kalp hastası, ister reflü veya gastrit hastası, ister ürtiker hastası, ister obez isterseniz de sağlıklı bir insan olun. Herkesin aslında bu şekilde yani Karatay Sağlıklı Beslenmesi prensipleri doğrultusunda beslenmesi lazım.

Bizim gelinimiz Dr Esra Caglar hamileyken Karatay Sağlıklı Beslenmesini uyguladı. Torunumuzu dünyaya getirdikten sonra da aynen sağlıklı beslenmesine devam etti. Torunumuz Eren annesinin karnında sağlıklı besinlerle büyüdü. Dünyaya geldikten sonra sağlıklı beslenen annesinin sütünü içti ve şu anda 9 aylık olmasına rağmen bu sağlıklı sütü içmeye devam ediyor. 6 aylıktan beri o da Karatay Diyeti ile besleniyor. Henüz şeker, şekerli ürünler, ekmek, makarna pirinç ile tanışmadı. İnşallah da tanışmayacak. Bizim çocuklarımız 33-34 yaşlarında. Onlar da bir buçuk yıldır Karatay’a uygun besleniyorlar. Biz 58 yaşındayız. Biz Karatay Sağlıklı Beslenmesi sayesinde hem obezlikten hem de pek çok hastalıktan (şeker, kolesterol, ürtiker, reflü, gastrit, diz ağrıları, topuk dikeni vb) kurtulup sağlığımıza kavuştuk ve şimdi ikinci baharımızı yaşıyoruz ve yaşamımızın sonuna kadar da bu şekilde sağlıklı beslenmeye devam edeceğiz.

Kimler uygulayamaz sorusunun cevabına gelince; aslında herkesin uygulaması lazım ama beynine “reset” atmayanlar, daha önce diyetisyenlerden ve bazı doktorlardan öğrendikleri güncellenmemiş bilgilerin etkisinde kalanlar, alkolikler ve Canan Hanımın deyimiyle “aklını paraşüt gibi açmayanlar” Karatay Diyeti’ni yani Karatay Sağlıklı Beslenmesini uygulayamazlar ve sağlıksız beslenmeye ve hastalıklarla uğraşmaya devam ederler.

Yarın: Kendinizi Karatay Diyeti'ne alıştırmak beyine “reset” atmak. 

ÖNERİ 21

KENDİNİZİ KARATAY DİYETİ'NE ALIŞTIRMAK, BEYİNE “RESET” ATMAK...

Karatay Sağlıklı Beslenmesine Kişisel Hazırlık

Karatay Diyetiyle ilgili çeşitli duyumlarınız mutlaka olmuştur, en azından Canan Karatay ile ilgili bir haberi TV'de izlemişsinizdir. Kilo verme arzusundaysanız bu duyumlar ilginizi çekmiştir. Şimdi atmanız  gereken ilk adım Canan Karatay'ın öncelikle ilk kitabını almak olmalı. Kitabı okumaya başlamadan önce yapmanız gereken ilk şey ise bizim deyimimizle "beyninize reset atmak" olmalı. Beslenmeyle ilgili aklınızda olan tüm bilgileri sıfırlamalısınız. Kısacası büyük bir paradigma değişikliğine, bakış açınızın tamamen değişmesine ihtiyacınız var.

Kitabı okumaya başladığınızda bir an önce uygulamaya başlamak için muhtemelen sabırsızlık içinde olacaksınız. Gözünüz hemen diyet listesi arayacak, çünkü diyet dediğin haftalık listeler halinde olur. İşte varan bir, değiştirmeniz gereken ilk görüş, bu beslenme modelinde liste falan yok. Kendi listenizi kendiniz oluşturacaksınız.

Kendi menünüzü oluşturdunuz diyelim, bu kez aklınıza ne kadar yemeniz gerektiği takılacak ve eski alışkanlıkla bunu öğrenmeye çalışacaksınız. Değiştirmeniz gereken ikinci inanç; uygun yiyeceklerden doyana kadar yiyebilirsiniz. Herkesin porsiyon büyüklüğü kendine göre. Ara öğünlerde ne yiyeceğiniz hiç aklınıza takılmasın çünkü ara öğün yok. Size şimdiye kadar doktor ve diyetisyenler sık sık ve az yemenizi öğütlediler. İnsülin direncinizin ancak böyle kırılacağını, iştahınızın ancak böyle kontrol edileceğini hatta mide rahatsızlığınız varsa ancak böyle düzeleceğini söylediler. Siz de böyle yaparken yemek hiç aklınızdan çıkmazdı ve az az sık sık yerken bir türlü doygunluk hissetmezdiniz, sürekli saate bakar bir sonraki öğünün gelmesini iple çekerdiniz. Biraz zor olacak ama bu değiştirmeniz gereken en önemli inanç.

Karatay Sağlıklı Beslenme ilkeleriyle tanışana kadar yağ yemekten çok korkuyordunuz. 1 gram yağ 1 gram karbonhidratın 2 katı kadar kalori içeriyor. Gittiğiniz uzmanlar salatanıza bile yağ koymamanızı söylemişlerdi size. Oysa bu beslenme modelinde sağlıklı yağları bol miktarda yiyebilirsiniz. İşte değiştirmeniz gereken bir önemli görüş daha.

Verdiğimiz örneklerden şimdiye kadar beslenmeyle ilgili edindiğiniz inançları yıkmanız gerektiğini gördünüz. Bunların yerine güncel bilimsel bulgulara dayanan yeni inançlar koyabilmeniz için Canan Karatay'ın kitaplarını okumaya başlamadan beyninizdeki beslenmeyle ilgili tüm eski bilgileri silmenizi, önyargılarınızdan kurtulmanızı öneriyoruz. Bunu başarırsanız her şey çok kolay. Yani öncelikle beyninizi hazırlamanız gerekiyor.

ÖNERİ 22

BİR KİTAP İLE ÖMÜR BOYU SAĞLIKLI BESLENME UZMANI OLMAK...

Beslenmeyle ilgili tüm öğrendiklerinize reset atıp önyargılarınızdan kurtulduktan sonra sıra kitabı okumaya geldi.

Kitabı elinize alır almaz sakın listelere bakmaya kalkmayın. O listeler sadece örnek olsun diye konmuş olan listeler. Bizleri maalesef diyetisyenler bu listelere koşullandırmış “al listeyi uygula”. Karatay Sağlıklı beslenmesinde öyle diyetisyen listelerine benzer listeler yok. Herkes kendi koşullarına ve imkanlarına göre kendi listesini kendisi oluşturuyor. Bize en çok gelen talep “bir haftalık liste verir misiniz?” Kitabı okuyup özümsedikten sonra bu talepte bulunanlar eminim kendilerine bu taleplerinden dolayı çok gülüyorlardır. Reseti bu saçma listeler ve alışkanlıklardan kurtulmak için attık. 

Bu öyle bir kitap ki okuduğunuzda zaman zaman donup kalacaksınız. Her şeyi ama her şeyi o güne kadar yanlış bildiğinizi ve yanlış uyguladığınızı göreceksiniz. Sakın kendinizi savunmaya geçmeyin. Reset işlemini onun için yapmıştık zaten.

Bu kitabı okuyup özümsediğinizde adeta kendinizin sağlıklı beslenme koçu (diyetisyeni) olacak sağlıklı beslenmeyi tüm ayrıntılarıyla öğrenmiş olacaksınız. 

Biz kitabı eşimle birlikte yüksek sesle okuduk. Anlamadığımız yerleri bir kez daha okuduk hatta bir kez daha. Bazı yerleri üç kez okuduk ama anlamadan bir sonraki bölüme asla geçmedik. Yani Karatay Diyeti kitabını roman okur gibi okursanız size hiçbir yararı olmaz. Adeta bir ders kitabını okur gibi okumalı hatta okurken notlar almalısınız. Bir diyetisyenin 4 yıl eğitim aldığını lütfen hiç unutmayın. Biz bu kitaptan öğrendiklerimiz sayesinde bundan sonra hiçbir diyetisyenin kapısından içeri adım bile atmayız.

Başlayacağınız ilk gün Pazartesi olmasın. Çünkü biz pazartesi günü başlanan diyetleri çok iyi biliyoruz. İlk iki üç gün çok çok önemli.

Bu kitap öncelikle bize sağlıklı beslenmenin ne demek olduğunu öğretti. Bütün ezberlerimizi bozdu. Yıllarca bize diyetisyenler ve bazı doktorların belletiği pek çok şeyin yanlış olduğunu bu kitap sayesinde öğrenmiş olduk. Benim (Okan) 12 yıl boyunca içtiğim 48.180 adet hapla düzelmeyen kan değerlerim 4 ayın sonunda bu kitap sayesinde düzeldi. 8 TL lik bu kitap 48.180 adet haptan çok daha etkili oldu.

Diz ağrılarım, topuk dikenim  hepsi bu kitap sayesinde geçti. Ben artık şeker hastası, kolesterol hastası, ürtiker hastası değil. Nurçin de reflü ve gastirit hastası değil. Yüksek tansiyon ilacını da artık içmiyor. Sağlıklı beslenmenin sonucunda ben 50 kilodan Nurçin de 27 kilodan kurtuldu.

Yıllarca benim ve Nurçin'in diyetisyenlere ödediği paralarla iyi bir marka araba alınabilir. Biz bu kitap sayesinde diyetisyenlerin ve bazı doktorların bize öğretemediği sağlıklı beslenmenin ne demek olduğunu öğrenmiş olduk. Bundan sonra yaşamımızın sonuna kadar ne benim ne de Nurçin'in bir diyetisyenin kapısından içeri gireceğini tahmin etmiyorum. 8 YL lik bu kitap sayesinde kendimizin ve çevremizde yaşayan insanların sağlıklı yaşam koçu olduk. 

Yarın: Karatay Diyeti’nde ilk güne hazırlık. Mutfağın hazırlanması...

ÖNERİ 23

KARATAY DİYETİ’NDE İLK GÜNE HAZIRLIK - MUTFAĞIN HAZIRLANMASI

Beslenmeyle ilgili tüm bilgilerimize reset atıp önyargılarımızdan kurtulup sonra adeta ders çalışır gibi Karatay Diyeti kitabını okuyup özümsedikten sonra iş uygulamaya geldi.

  1. SAĞLIKSIZ GIDALARIN TEMİZLENMESİ: Kitapta yazan mutfağa hiç sokulmaması gereken malzemeler varsa atılmalı veya düşman gördüğünüz birilerine verebilirsiniz dostunuza bile vermemelisiniz. Önce ekmek kutunuzdan kurtulmakla işe başlayın. Sonra erzak dolabınızı elden geçirin. Pirinç, makarna, şehriye, her tür un, iç bakla ve şeker varsa dolabınızdan çıkarın. Şimdi sıra buzdolabınıza geldi. buzdolabınızı paketlenmiş ürünler, eritme ve krem peynirler, hazır yoğurt, süt tozu, krema, hazır soslar, varsa tost ekmeği, her türlü meşrubat, meyve suyu, sucuk, salam, sosis gibi işlem görmüş et ürünleri, marketten alınma tavuk ve yumurta, her türlü şarküteri ürünlerinden arındırın. Kavun, karpuz, incir ve dut gibi glisemik indeksi yüksek meyveleri ve mevsimsiz sebze ve meyveleri de buzdolabınızdan çıkarın. Mutfağınızdan bisküviler, galetalar, tatlı-tuzlu kurabiyeler, cipsler, çikolatalar, şekerleme ve lokumlar, yapay veya doğal tatlandırıcılar, sakızlar, şekerli ve şekersiz reçeller, şuruplar, bal, pekmez, hazır çorbalar, ayçiçeği ve mısırözü yağları, patates, kavrulmuş kuru yemişler gibi sağlıksız ne varsa her şeyi atın. Poşet çaylar, granül kahveler de mutfağınızdan çıkmalı.
  2. SAĞLIKLI GIDALARIN ALINMASI: Karatay Sağlıklı Beslenmesine yönelik ceviz veya kavrulmamış badem/fıstık/fındık, günkurusu kayısı, serbest dolaşan tavuk yumurtası, hangi zeytinden seviyorsanız zeytin, tam yağlı en çok sevdiğiniz peynir, mevsim sebzeleri, yeşillik, soğuk sıkım sızma zeytinyağı, köy tereyağı, süt, et veya balık vb malzemeleri eve almalısınız. Sütü öncelikle yoğurt mayalamak için aldınız. Maya olarak tanıdıklarınızdan ev yoğurdu bulmanızı tavsiye ederiz. Cevizi pazardan kabuklu olarak alıp kendiniz taze taze kırarsanız hem daha lezzetli hem de daha sağlıklı olur.

Zamanla çok kullanacağınız bazı malzemeleri Anadolu’nun çeşitli yerlerinden getirtmeye başlarsınız. Biz, örneğin, cevizi Kaman’dan, kayısıyı Malatya’dan, tuzu Çankırı’dan getirtiyoruz. İnternet yoluyla alışveriş ve kargoculuk o kadar gelişti ki bunu yapmak hiç de zor olmuyor. 

KAHVALTILAR

Ayrıntıları görmek için lütfen fotoğrafın üzerine tıklayınız. 

ÖNERİ 24

KARATAY DİYETİ’NDE İLK KAHVALTI ÇOK ÖNEMLİ!

Beyniniz hazırsa ilk kahvaltıyla başlayabilirsiniz. Karatay Kahvaltısını doyana kadar yemelisiniz. Sakın fazla yersem kilo alırım diye korkmayın ve malzemeden çalan müteahhit gibi davranmayın.

Ekmeksiz doyulabileceğini ilk kez göreceksiniz. Ekmeksiz yapacağınız bu kahvaltı sizi en az 6-7 saat tok tutacak. Ama aynı kahvaltının yanında ekmek yiyecek olursanız 3-4 saat sonra acıkırsınız  (Bkz: Öneri 3-  Ekmek insanı tok tutmaz acıktırır.)

Tatlısız yapamayan bir kişiyseniz mutlaka kahvaltıya ilave olarak 3-4 adet günkurusu kayısı da yiyin. Bu günkurusu kayısılar sizin bütün günkü şeker ihtiyacınızı yok edecek. (Bkz: Tatlı tatlının mayasıdır)

Kahvaltınızın yanında şekersiz ve tatlandırıcısız olmak koşuluyla çayınızı veya yeşil çayınızı veya filtre kahvenizi veya sütünüzü doyana kadar için.

Karatay Kahvaltısının olmazsa olmazlarını mutlaka bitirmek durumundasınız. Bunlar 2 adet yumurta, avuç içiniz kadar peynir, en az 10 adet zeytin ve 1 çay bardağı kavrulmamış kuru yemiştir. Bunların yanında isteğinize göre yeşillik, domates, biber, salatalık yiyebilirsiniz. Kahvaltıda reçel, bal gibi tatlı yiyecekler yeme alışkanlığınız varsa onların yerine 3 adet günkurusu kayısı yiyebilirsiniz. Kayısıların içine kaymak ve ceviz de koyup yiyebilirsiniz. Kayısı yemek istemezseniz 1 porsiyon glisemik indeksi yüksek olmayan taze meyve de yiyebilirsiniz. Sonra kahvaltıdan kalkın ve dişlerinizi fırçalayın. Çünkü artık yemek yiyene kadar ağzınıza hiçbir lokma (bir adet leblebi dahi) girmemeli, sakız bile çiğnememelisiniz.

Yemeğe kadar bol bol limonlu sıcak su için Limonun besinlerin daha geç sindirilmesine yani sizin daha geç acıkmanıza neden olacağını unutmayın.

Leptin hormonunun işlevini her ne kadar biliyorsanız da şimdi bir kez daha "ÖNERİ 8- Leptin hormonunun salgılanabilmesi için ne yapmak lazım? " okuyun.

Şekerin kansere neden olduğunu, trans yağların damarları tıkayıp kalp krizine neden olduğunu sık sık düşünün ve "ÖNERİ 4- Kim kanser olmak İster?" ile "  ÖNERİ 5- Kim damarları tıkansın ister? " 'i okuyun. 

Bakalım bu kahvaltıdan kaç saat sonra acıkacaksınız? 6-7 saatten önce acıkırsanız bilin ki ya kahvaltınızı eksik yaptınız ya glisemik indeksi yüksek bir şey yediniz ya da tamamen alışkanlığınız nedeniyle eski öğle yemeği saatinde acıktığınızı sandınız. Bu durumda www.saglikliyasiyoruz.com adresinde kahvaltınızın fotoğrafını paylaşırsanız, neden erken acıktığınız konusunda size fikir vermeye çalışacağız.

KARATAY MENÜSÜ

Ayrıntılarını görmek istediğiniz yemek kategorisinin fotoğrafının üzerine tıklayınız.  

ÖNERİ 25

KARATAY DİYETİ’NDE İLK YEMEK ÇOK ÖNEMLİ!

Karatay Sağlıklı Beslenme ilkeleriyle beslenmeye başladığınız ilk gün çok önemli demiştik çünkü her ne kadar teorik olarak kuralları öğrendiyseniz de aklınızda mutlaka o kahvaltıyla en az 6 saat tok kalabileceğinizle ilgili tereddütleriniz vardır. İşte o nedenle, beyninizi resetlemiş, temel bilgileri öğrenmiş ve uygulamayla ilgili tamamen önyargısız biçimde ilk gün uygulamaya geçtiğinizde karşılaştığınız sonuçlar sizin için motive edici olmalıdır.

Şimdi gelelim ilk gününüze, kahvaltınızı eksiksiz olarak yaptınız, acaba yemek için ilk gün nasıl bir menü hazırlamanız gerektiğini düşünmeye başlarsınız. Eski diyet alışkanlıklarınızla aklınıza haşlama sebze, ızgara et, yağsız salata gibi "diyet yemekleri" gelir. Fakat siz diyette değilsiniz ki yalnızca sağlıklı beslenmeye başladınız. Sevdiğiniz yemekleri aklınızdan geçirin. Bu yemekler arasından Karatay Sağlıklı Beslenme Kurallarına uygun olan birini seçin. Kullanılacak malzemeler düşük glisemik indeksli olmalı, işlenmiş ve paketlenmiş olmamalı, mevsim sebzelerinden seçmeliyiz. Menümüzde mutlaka proteinli besin olmalı. Proteinlerin de mutlaka sağlıklı yağlarla birlikte yenilmesi gerektiğini söylüyor Canan hanım, o nedenle yemeklerimizi tereyağı veya zeytinyağıyla pişirmeliyiz. Kırmızı et, köy tavuğu veya balık olabilir. En azından baklagillerden, bitkisel protein içeren bir besin olmalı. Et, tavuk veya balık seviyorsanız işiniz çok kolay. Ana yemeğiniz bunlardan biri olabilir, tabii ızgara, haşlama, buğulama veya fırında pişirilmiş olmalı. Yanında sebzenizi çiğ veya pişmiş olarak yiyebilirsiniz. Salata çeşitleri, zeytinyağlı sebze yemekleri arasından seçebilirsiniz. Haftada 1-2 kez bunların yanına 2-3 kaşık bulgur pilavı ekleyebilirsiniz. Özellikle soğuk havalarda sağlıklı malzemelerle yapılmış bir çorba da olabilir menünüzde. Bazı kişiler eti çok sevmeyebilirler. Böyle kişiler için Türk mutfağında çok güzel etli veya kıymalı sebze yemekleri var. Görüldüğü gibi seçenekler çok.

Aklı eski tip diyetlerde olanlar mutlaka kendilerine porsiyon büyüklüğünün tarif edilmesini istiyorlar. Çünkü hazır diyet listelerinde 3 köfte büyüklüğünde et, 6 kaşık sebze yemeği gibi ölçüler veriliyor. Bu listelerde sınırsız verilen tek yiyecek salata onu da yağsız yerseniz. Karatay Sağlıklı Beslenme Modelinde ise size kimse ölçü vermiyor, ne kadar yiyeceğinizi kendiniz belirliyorsunuz. Sağlıklı yiyeceklerden karnınız hatta gözünüz doyana kadar yiyebilirsiniz. Sadece bulgur pilavında ölçüyü kaçırmamak gerek. Herkesin cüssesine göre doyacağı porsiyon büyüklüğü değişiyor. Kilo verdikçe porsiyon büyüklükleriniz küçülüyor.

Eski alışkanlıklarınızın etkisinde kalmadan, damak tadınıza uygun sağlıklı yemeklerden oluşan öğününüzü iyice doyarak yediğinizde bu şekilde bir öğün daha yiyemeyecek durumda hissedeceksiniz. Baştan günde iki öğünle idare edemeyeceğinizi düşünseniz bile bu şekilde iki öğün yiyemeyeceğiniz sonucuna kendiliğinizden geliyorsunuz. Eğer çalışıyor ve ana öğününüzü akşam evde yiyorsanız arada kuruyemiş, yoğurt, meyve gibi yiyeceklerden bir küçük öğün yapabilirsiniz. İş yerinizde verilen ve trans yağlarla yapılmış yemekleri kesinlikle yemeyin. Ana öğününüzü öğleden sonra yediyseniz başlangıçta gece acıkabilirsiniz, o nedenle akşam 20.00'den önce küçük bir öğün yiyebilirsiniz.

ÖNERİ 26

YEMEKTEN KORKMAYIN AÇ KALKMAKTAN KORKUN!

Bir çoğumuz Canan hanımın yo-yo diyet olarak adlandırdığı, kalori kısıtlaması esasına dayalı diyetlerden yapmışızdır. O günleri bir hatırlayın isterseniz. Ben kendi deneyimlerime ve anılarıma dayanarak bu durumu anlatan “Yaz Geliyor Paniği” başlıklı bir yazı paylaşmıştım. (Nurçin) 

Kısıtlı miktarlarda yediğiniz zaman yeterince doymazsınız ve bu tatminsizlik duygusuyla aklınızda sürekli yiyecekler olur. Zaten sık sık yediğiniz için bir sonraki öğünün gelmesini sabırsızlıkla beklersiniz. Ama o öğün de sizi doyuramaz. Yine aç ve aklınızda yiyecek hayalleriyle bir sonraki öğünü beklersiniz. İşte bu durumdayken birisi size yememeniz gereken bir şey ikram etse geçerli bir mazeret bulabilirseniz kabul ediverirsiniz. Sonra bir kez bozuldu deyip kıtlıktan çıktığınız için yemeye devam edersiniz. Bu döngü böyle gider. 

Karatay Sağlıklı Beslenmesinde ise kahvaltınızı veya yemeğinizi doyana kadar yediğiniz ve şekerinizi hızlı yükseltmeyen gıdalarla beslendiğiniz için uzun süreler tok ve yediklerinizden tatmin olmuş bir durumda olursunuz. Böyle olunca da hiçbir güç size sağlıksız olduğu için yemediğiniz bir yiyeceği yemeğe kolay kolay ikna edemez. 

Bu aç kalma konusu bize göre en önemli konu. Çünkü Karatay Diyeti'ni o diyetisyenlerin diyetlerinden ayıran en önemli özellik aç kalmadan kilo vermek. Bu başarıldığı zaman hiçbir şeye özlem duymuyorsunuz. İstediğiniz kilolara gelince de aç kaldığınız dönemde yiyemediklerinize saldırmıyorsunuz. Biz bir nesneyi yemiyorsak sadece sağlıklı olmadığı için yemiyoruz.

Sağlıklı her şeyi acıktığınız zaman yiyebilirsiniz. Bazı arkadaşlar leptin hormonunun salgılanma süresini uzatabilmek için aç kalmayı yeğliyorlar. Ancak dikkate almadıkları çok önemli bir husus var. Şayet açlık hissettiğiniz anda yemezseniz beyniniz açlık sinyalini zaten gönderdiği için sistem kendini tasarruf moduna geçirecek ve stoklardaki yağların  yakımını kesecektir. Sadece kendinizi kandırabilirsiniz. O nedenle bir sonraki öğününüze kadar tok kalacak biçimde yemelisiniz. Bu birkaç kez denemeden sonra kendiliğinden oturacaktır. En fazla bir iki kez açlık hissedersiniz. Acıktığınız anda da mutlaka yiyin ki vücudunuz tasarruf moduna geçmesin. Kısaca öğünlerinizde fazla yemekten korkmayın bir sonraki öğüne kadar aç kalmaktan korkun.

Size son olarak küçük bir tavsiyede daha bulunmak isteriz. Yemekten hemen sonra dişlerinizi fırçalayın ve böylece bir sonraki öğüne kadar ağzınızı katı yiyeceklere mühürlemiş olun, yalnızca sıvı girebilsin ağzınıza. Birkaç günün sonunda ekmeksizliğe, şekersizliğe, öğün aralarında atıştırmamaya alışacak ve bu işi yapabileceğinizi göreceksiniz. Bundan sonra deneme yanılma yoluyla iş kendinize uygun porsiyonları bulmaya gelecek ki o da çok kolay oluyor. 

ÖNERİ 27

ÇEVRENİZDEKİLERİ SAĞLIKLI BESLENMEYE ALIŞTIRMAK…

İnsanın alışkanlıklarından kurtulması gerçekten zor oluyor.   Kendi adınıza Canan Karatay'ın kitabını okuyup beslenme tarzınızı değiştirip sağlıklı beslenmeye başlamak istiyorsunuz diyelim. Önünüzde ne gibi zorluklar var, bir bakalım. Yalnız  yaşıyorsanız işiniz bir ölçüde kolay, mutfağınızdan sağlıksız yiyecekleri çıkarır, alışverişinizi ona göre yaparsınız. Ancak birlikte yaşadığınız bir aileniz varsa onları da ikna etmek zorundasınız.

Büyük olasılıkla kilo verme ihtiyacında olduğunuz için Karatay Diyetini keşfetmişsinizdir. Eğer eşiniz ve çocuklarınızın kilo verme ihtiyacı yoksa sizin değişen beslenme alışkanlıklarınıza ilgisiz kalacaklar ve kendileri alışkanlıklarını değiştirmek istemeyeceklerdir. Siz kitaptaki bilgileri özümsediyseniz, onların sağlıksız alışkanlıklarını devam ettirmelerine gönlünüz razı gelmeyecektir. En iyisi kitabı okumalarını sağlamak, en azından önemli yerlerini onlara sesli okuyup dikkatlerini çekmek. Ne yapıp edip onların da sağlıklı beslenmeleri için tüm yaratıcılığınızı kullanıp ikna etmelisiniz.

Sonra ikinci aşama geliyor, sosyal yaşamınızı yeni beslenme düzeninize uygun hale getirmek gerek. Yemeğe konuk çağırdığınızda ne yapacaksınız? Siz yemeğe çağrıldığınızda nasıl davranacaksınız? Bütün bu sorulara cevap bulmalısınız. Başlangıçta kolay olan, başkaları için eski alışkanlıklara devam etmek oluyor. Örneğin, yemeğe konuk çağırdığınızda alışık olduğunuz misafir menülerini hazırlamak kolayınıza gelecektir. Ancak şöyle bir düşünün, sağlıksız olduğu için yemediğiniz yiyecekleri değer verdiğiniz konuğunuza ikram etmek sizi üzmeyecek mi? Siz en iyisi Karatay ilkelerine uygun menüler geliştirin ve konuklarınıza saat verirken akşam yemeğiyse 19.00'dan geçe kalmayın.

Biz yemek daveti aldığımızda her seferinde akşam 19.00'dan sonra yemek yemediğimizi belirttik. Böyle bir prensibimizden bahsedince haliyle neleri yediğimiz soruluyordu. Biz de patates, pirinç ve unlu yiyecekleri ve tatlı yemediğimizi belirtiyorduk. İster istemez yemeklerde bizden beslenme tarzımızla ilgili bilgi alınıyordu. Biz de bu durumdan memnun oluyor çevremizin de sağlıklı beslenmeleri için çaba harcıyorduk. İşte Sağlıklı Yaşıyoruz sayfasının temelleri böyle atıldı.

Sonuç olarak, Canan Karatay'ın halk sağlığı için, kitaplarında ve TV konuşmalarında bıkmadan usanmadan anlattığı bilgileri öğrenip de çevrenizdeki insanların sağlıksız beslenmelerine duyarsız kalmak mümkün olamıyor. İster istemez Karatay Sağlıklı Beslenme ilkelerinin savunucusu kesiliyor ve elinizden geldiğince bu bilgilerin yaygınlaşması için uğraşıyorsunuz.

Gelin hep beraber çevremizdeki pek çok dostumuzu bu farkında olmadıkları ama her gün kendilerini biraz daha yutan BESLENME TUZAKLARINDAN kurtarıp sağlıklarına kavuşmalarına yardımcı olalım. 

ÖNERİ 28

DİRENÇ NE ZAMAN KIRILIR VE KİLO VERMEYE BAŞLANIR?

Karatay Diyeti kitabını okuyup özümsedikten sonra, sağlıklı beslenmeye başlarsanız ve Öneri 13 - 19 de belirtilen eksiklikleriniz de yoksa ilk hafta içinde bile kilo vermeye başlarsınız. Ben (Okan) ilk hafta bir kilodan fazla vermiştim.

Sayfayı takip eden pek çok arkadaştan gözlediğim kadarıyla pek çok kişi ya kitabı okumuyor ya da kitaptaki örnek menülere bakıp aklınca Karatay Sağlıklı Beslenmesini uygulamaya başlıyor. Bu kişiler kendince diyetisyenlerde öğrendiklerini uygulayarak bu listelere göre kilo vereceğini sanıyorlar. İlk başlangıçta ekmeği şekeri kestiği için belki biraz kilo verir gibi oluyor ama sonra kilo verme duruyor.

“Nasıl beslendiğinizi anlatır mısınız? diye sorduğunuzda önce “kitapta nasıl diyorsa öyle besleniyorum.” cevabını alıyorsunuz. “bana yediklerinizi yazın veya yediklerinizin fotoğrafını gönderin” dediğiniz zaman işte gerçekler ve o kişinin kitabı okumadan bu beslenme biçimini uygulamaya kalktığını çok açık ve net olarak görüyorsunuz.

Öncelikle şunu söylemek istiyorum. KİLO VERME GERÇEK ANLAMDA KARATAY SAĞLIKLI BESLENMESİNİ ÖZÜMSEDİKTEN SONRA BAŞLAR.   

Şunu hiç unutmamız lazım. İlk verdiğimiz kilolar sadece sudur. Zaten pek çok arkadaş “çok az kilo verdim ama bir beden inceldim” gibi yorumlar yapıyorlar. Vücuttaki ödem gidince doğrudur insan biraz inceliyor. Ama durun daha stoktaki yağları yakmaya başlamadık.

Herkesin metabolizması, geçmişteki kilo alıp – verme – sonra fazlasıyla tekrar geri alma girişimleri özde benzer olsa da birbirinden çok farklı. Bu nedenle gerçek anlamda Karatay Sağlıklı Beslenmesini özümsemiş ve harfiyen uyguluyorsanız ve ilk hafta kilo veremdiyseniz lütfen biraz sabredin. Bedeniniz bu yeni beslenme düzenine direnebilir. Çünkü “birkaç haftadır Karatay Diyeti uyguluyor olmama rağmen kilo veremiyordum ama bu hafta vermişim” gibi pek çok mesaj da aldık.

Bazen da kilo verme gecikince insanlar moralini bozup kaçamak yapabiliyorlar. İşte bu kaçamaklar da direncin kırılması süresini erteletiyor.

Deneyimlerimiz ve bize yazanların deneyimleri göstermekte ki sağlıklı beslenmeye tüm kurallarıyla başladıktan sonra er veya geç kilo kaybı başlamaktadır, biraz sabredilmeli. 

ÖNERİ 29

KİLO VERME HIZI.

Genellikle Karatay Sağlıklı Beslenme ilkelerini, acil kilo verme ihtiyacı olan kişiler uygulamaya başlıyor ve doğal olarak sabırsızlıkla sonuç almak istiyorlar. Bazıları kısa bir süre sonra tartıda fark görüyor ve daha büyük motivasyonla devam ediyor. Bazı kişilerin ise uzun zamanda gelişmiş olan insülin dirençleri hemen kırılamıyor ve tartıda bir fark göremiyorlar. Böyle durumlarda, "Bu diyet bana uymadı, işe yaramadı." gibi düşüncelerle daha tam anlamıyla alışmadıkları beslenme düzeninden vaz geçme eğiliminde oluyorlar. Bu yapılabilecek en büyük hata. Çünkü bu bir diyet değil, şişman -zayıf, sağlıklı-hasta, genç-yaşlı herkesin uyması gereken sağlıklı beslenme ilkeleri. İnsülin direnci de herkeste farklı hızda kırılıyor.

Kilo verme sürecinde hep aynı hızda kilo verilemiyor. Cinsiyet farklılığı, yaş, verilmesi gereken kilonun fazlalığı gibi etkenler kilo verme hızını etkiliyor. Örneğin, Okan'ın verecek kilosu benden daha fazlaydı, o nedenle hızla vermeye başladı. Kadınlarda, hele de menopozlu kadınlarda kilo verme hızı bayağı yavaş oluyor. Benim insülin direncim hem daha geç kırıldı ve kilo vermeye başladım hem de daha yavaş kilo verdim. Arada aynı kiloda haftalarca takıldığım oldu. Okan'ın takılmaları daha geç başladı ve daha kısa sürüyordu. Sonuç olarak, aynı şekilde beslenmeye devam ettik. Kitapta yazanları iyice özümsediğimiz için hiçbir zaman kısa vadeli düşünmedik.

Sağlıklı Yaşıyoruz sayfasının takipçilerinin de, yapılan yorumlardan anladığımız kadarıyla, bu konuda değişik deneyimleri var. Bu önerinin altında paylaşmak isteyenler kendi süreçleriyle ilgili yorumlarda bulunurlarsa yeni başlayanlar için yararlı olacaktır.

Yarın: Kilo verme hızı nasıl arttırılabilir?




ÖNERİ 30

KİLO VERME HIZI NASIL ARTTIRILABİLİR?

Öneri 29 da kilo verme hızını işlemiştik. 

Hepimizin eski alışkanlıklarımız arasında fazla miktarda karbonhidrat tüketmek var. Bunun çeşitli nedenleri var. Eski beslenme piramidinin tabanında karbonhidratlar vardı. Canan Hocadan öğrendiğimize göre; Harvard Üniversitesi'nde yapılan araştırmalar sonucu 2002 yılında yeni bir beslenme piramidi yayınlandı. Buna göre tabanda bedensel hareket ve yağlar var, karbonhidratlar ise en tepede, en az tüketilecek olan besinler arasında yer alıyor. Bilgilerini güncelleyemeyen ve ezberlerini bir türlü bozamayan hekimler ve diyetisyenler bizleri ısrarla fazla miktarda karbonhidrat yemeye alıştırdılar. 

Bu alışkanlıkla Karatay Diyeti'ne başlandığında, yasak karbonhidratlar yenmiyor ama serbest olan karbonhidratlar fazlaca tüketilmeye devam ediliyor. Karatay Menüsünde pek çok sağlıklı yiyecek varken “Karatay Keki”, “Karatay Kurabiyesi” ve “Karatay Lokumu” şayet en fazla paylaşılan yiyecekler oluyorsa biraz düşünmek gerekiyor bazı arkadaşların neden yeterince kilo veremediğini. Bu durum da bir çok arkadaşımızın eski alışkanlıklarından bir türlü kurtulamamış olduğunu gösteriyor. Kilo vermekte zorlanan arkadaşların bir kısmının Facebook sayfasına baktığınız zaman pek çok zararlı yiyeceklerin tariflerinin olduğu sayfaları beğendikleri ve halen takip ettiklerini görüyoruz. Bu da bazı arkadaşların beyinlerini yeterince resetleyemediğinin çok açık bir göstergesi. Bu arkadaşların amaçlarının sadece kilo vermek olduğunu, Karatay Diyeti’ni de geçici bir kilo verme aracı olarak gördüklerini anlıyoruz. Oysa sağlıklı beslenmek öncelikli amacınız olmalı. Şayet sağlıklı beslenecek olursanız bunun doğal sonucu olarak mutlaka fazla kilolarınızdan kurtulacaksınız. 

Öneri 2 de sözünü ettiğimiz yenilen yağ miktarı ile   Öneri 19 da belirttiğimiz yürüyüş süre ve mesafesi, verilecek olan kilo miktarı ile doğru orantılı olduğunu hiç unutmamak gerekir. Kilo vermekte zorlanan arkadaşlara "yediğiniz yağ miktarı ile yürüyüş süre ve mesafesini arttırın" dediğimiz zaman mutlaka kilo verme hızlarının arttığını görüyoruz. 

Sadece ekmeği şekeri kesmekle Karatay Diyeti uygulanamaz. Canan Karatay'ın “Karatay Diyeti’yle Beslenme Tuzaklarından Kurtuluş Rehberi” isimli son kitabında sağlıklı beslenmede protein ve yağların en büyük yeri tutması gerektiği çok açık bir şekilde dile getirilmiş. Protein ve yağların daha zor hazmedildikleri için mide ve ince bağırsaklarda daha uzun süre kaldığı, bunun da tokluk süresini uzattığı anlatılıyor. 

Bu çerçeveden bakıldığında, kilo verme sürecinde takılmalar yaşayanlar ile kilo verme hızlarını arttırmak isteyen arkadaşlara, karbonhidrat tüketimlerini biraz azaltıp protein ve yağ tüketimlerini arttırmalarını öneriyoruz. Bunun yanında bedensel hareket de arttırılırsa takılma daha çabuk aşılacak ve kilo verme hızı artacaktır.  

ÖNERİ 31

HANGİ UNDAN YAPILAN EKMEĞİ, HANGİ MAKARNAYI YİYEBİLİRİZ?

Geçtiğimiz aylarda Datça’nın Kızlan Köyü’ndeki taş değirmende tam buğday unu yapılışını izlemiştik. 

Bir taraftan buğdayı taş değirmene koyuyorsunuz diğer taraftan her şeyiyle birlikte öğütülmüş olarak yani gerçek anlamda “hakiki tam buğday unu” olarak alıyorsunuz. 

Biz bu undan yapılan erişte veya lavaş ekmeğinin diğer unlara göre çok farklı olduğunu düşünerek Canan Hanım Datça’ya geldiğinde bu konuyu sorduk ve şunları öğrendik. 

Tabii ki bu un rafine edilmiş una göre daha iyi ama sonuçta buğday un ufak olduğu için daha ağzınıza attığınız anda sindirim başlıyor ve şekerinizi yükseltiyor. Siz buğdayı alıp un ufak edip un haline getirdikten sonra o elde ettiğiniz unu ister hiç elekten geçirmeyin ve aynen kullanın isterseniz de eleyin hatta isterseniz de rafine edip beyazlaştırın hiç bir şey değişmiyormuş. Hepsinde ağzınıza aldığınız andan itibaren sindirim başlıyor. Ama aynı buğdayı bir kaç parçaya bölüp bulgur yaptığınızda sindirim süresi biraz daha uzuyor. Onun için bulguru 2-3 kaşık veriyor Canan Hoca. Ama o buğdayı bölmeden buğday olarak yerseniz sindirim süresi daha da uzuyor. Onun için Canan Hoca buğday salatasında sınır yazmamış. 

Yani buğday ufalandıkça Gİ yükseliyor çünkü sindirim süresi çok çok kısalıyor. 

Pek çok diyetisyenin, doktorun önerdiği tam buğday unuyla yapılan ürünler sadece rafine edilmemiş olanlara göre ehveni şer yeni deyimle kötünün iyisi. Rafine edilen ürünler rafine edilmemişlere göre çok daha sağlıksız. 

Makarna ve ekmeğin her çeşidi hangi undan yaparsanız yapın sonuç pek değişmiyor.  İster tam buğday unundan yapılmış olsun isterse kepekten isterse de rafine edilmiş undan hiçbirini yemememiz ve mutfağımıza bile sokmamamız gerekiyor.  

Sadece tarhana gibi evde yapılan sağlıklı ürünlerin içine çok az miktarda tam buğday unu koyabiliyoruz. Ramazanda küçük bir parça pide yenebileceğini söylemişti Canan Hoca. Ancak "mutlaka tereyağı sürerek pideyi yiyin" demişti. Teryağı pidenin hazmini geciktiriyor ve dolayısıyla da Gİ ni düşürmüş oluyor. . 

Tam buğday unundan yapılmış bir dilim ekmeğin bir çorba kaşığı şeker yemiş gibi şekerinizi yükselttiğini biliyor musunuz? 

Sonuç olarak; unun iyisi kötüsü olmaz. Un, undur ve şeker demektir. “Benim kullandığım un, şöyle iyi böyle iyi” gibi bir kavram yok yani. 

Kanser, damar tıkanıklığı vb Dejeneratif hastalıklara yakalanmak istemiyor ve sağlıklı yaşamak istiyorsanız un ve unlu gıdalardan mutlaka uzak durmanız gerekiyor. 

Ekmek = Şeker = Kanser, damar tıkanıklığı ve pek çok hastalık. 

Yarın: Hangi meyve suyu çok yararlı? 

ÖNERİ 32

HANGİ MEYVE SUYU ÇOK YARARLI?

Bundan yaklaşık 4 yıl önce kış aylarında hasta olmamak için bir katı meyve sıkacağı alalım dedik. Çünkü o sıralarda TV lerde bol bol reklam dönüyor ve bazı ünlü doktorlar katı meyve sıkacağı öneriyordu. Kışın hasta olmamak için biz de bu meyve sıkacaklarından aldık ve bol bol meyve suyu içmeye başladık. Öylesine içiyorduk ki tam bir vitamin dopingi yaptığımızı sanıyorduk. Ama maalesef o kış da hasta olmaktan kurtulamadık. Ama yine de içtiklerimiz bize çok keyif veriyordu. Meyve suyu içmelerimiz Karatay Diyeti kitabıyla tanışana kadar devam etti. 

Meyveler çok miktarda A ve C vitamini içerdikleri için kuvvetli antioksidandırlar. Bu açıdan yaklaşıp bol miktarda meyve tüketmek, hatta daha fazla yararlanmak amacıyla taze sıkılmış meyve suları içmenin sağlığımız için önemli bir tehlike olduğunu öğrendik. 

Meyve şekeri olan früktoz bütün şekerlerin en tehlikelisi olarak kabul ediliyor. Früktoz karaciğerde metabolize olduğu için, fazla meyve karaciğer yağlanmasına neden olmaktadır. 

Meyveler sıkılarak meyve suyu haline dönüştüğü zaman lifleri parçalanmakta ve posalı özelliklerini kaybetmekte. Bu da hızla hazmedilip kan şekeri ve insülinin yükselmesine neden olmakta. Fazla meyve ve meyve suyu tüketimi insülin direnci ve diyabetin gelişmesine ve dolayısıyla obeziteye neden olmaktadır. Maalesef biz eşeğin yaptığı gibi suyunu içtik posasını bıraktık. Ama ne bilebilirdik ki içtiğimiz su sadece şekerli su asıl vitamin bizim attığımız posasında. 

Bu nedenlerle, Canan hoca kitaplarında ve konuşmalarında,  günde 1-2 adet glisemik indeksi yüksek olmayan meyve yenebileceğini fazlasının yenmemesi gerektiğini söylüyor ama meyve sularının ise hiçbir şekilde içilmemesi gerektiğini belirtiyor. Sokakta taze meyve suyu içen birisini gördüğümde  "eşek hoş laftan ne anlar" sözünün yeni değişmiş hali olan “eşek hoşaftan ne anlar suyunu içer tanesini bırakır” aklıma geliyor. 

Tabii ki taze sıkılmış meyve suyunu hiç içemezken marketlerde satılan meyve suyunun yanına bile yanaşmamak gerekiyor. 

Yarın: Öğrenmenin Sonu Yok 1 - Mutfağımızdaki Değişiklikler 

ÖNERİ 33

ÖĞRENMENİN SONU YOK 1 - MUTFAĞIMIZDAKİ DEĞİŞİKLİKLER... 

Canan Karatay'ın ilk kitabını okuyup Karatay Sağlıklı Beslenmesini uygulamaya başladıktan sonra Canan hanımın her yeni kitabıyla ve uyguladıkça yeni bilgiler edindik. Bu bitmeyen bir öğrenme, öğrendikçe alışkanlıklarını değiştirme, kısacası bir dönüşüm süreci. 

Canan hanımdan sağlıklı beslenmek için yemeklerde kullanılan malzemeler kadar yemek pişirme araç gereçleri ve pişirme biçiminin de önemli olduğunu öğrendik. Mutfağımızda yaptığımız değişiklikleri şöyle özetleyebiliriz: 

1- Tencere-tepsi olarak çelik, cam ve toprak dışında malzeme kullanmıyoruz. (Teflon, alüminyum yok) 
2- Basınçlı tencere (düdüklü) tencere kullanılabilir hatta buharı kaçmadığı için Canan Hoca tercih edin diyor. 
3- Hangi yağla olursa olsun kesinlikle kızartma yapmıyoruz. (Arada sırada zeytinyağında kızartılmış Arnavut ciğeri yiyorduk artık onu da yemeyeceğiz) 
4- Soğan veya başka malzemeyi kavurmadan, tüm malzemeleri çiğden koyarak yemek yapıyoruz.  
5- Yemekleri az suyla, kısık ateşte pişiriyoruz.  
6- Fırın tepsilerinde pişirme kağıdı veya fırın yemeklerinde pişirme torbası veya alüminyum folyo kesinlikle kullanmıyoruz.  
7- Yemeklerin tuzunu yemek piştikten sonra ekliyoruz.  
8- Rafine edilmiş tuz kullanmıyoruz, kaya tuzu kullanıyoruz. Daha önce Himalaya Tuzu kullanıyorduk artık Çankırı Acem tuz kullanıyoruz. Fiyatı da 8 misli daha ucuz. 
9- İlk başladığımızda kırılmış ceviz alıyorduk. Sonra bu cevizlerin ithal olduğunu öğrendik ve yerli ceviz arayışına girdik. Şimdi sadece kabuklu yerli ceviz yiyoruz. (Bu konuyu ayrıca işleyeceğiz) 

Yarın: Öğrenmenin Sonu Yok 2 – Yediklerimizdeki Değişiklikler.  


ÖNERİ 34 

ÖĞRENMENİN SONU YOK 2 – YEDİKLERİMİZDEKİ DEĞİŞİKLİKLER…

Bugüne kadar Canan Hocadan öğrendiklerimiz ile uygulamalarımızın sonuçlarını sizlerle “Öneriler” başlığı altında bir ayı aşkın süredir paylaştık. Canan Hocanın son kitabından da yine bir çok şey öğrendik. Bu son öğrendiklerimizin başında da yağlar konusu geliyor o nedenle bu konuda yazmak istedim. 

En son bilgiler ışığında kullandığımız yağlarda da değişiklik yapma kararı aldık ve artık fındık yağı kullanmayacağız. Biz Çotanak marka fındık yağı kullanıyorduk. Bu sabah tenekesinin üstüne baktık “SOĞUK SIKIM” olduğuna ilişkin hiçbir ibare göremedik. Biz bundan sonra soğuk sıkım olmayan, yani ısıl işlemden geçmiş hiçbir yağı ağzımıza sokmayacağız.  Sadece evde yaptığımız veya pazardan aldığımız tereyağı ile Datça’nın soğuk sıkım sızma zeytinyağını kullanmaya karar verdik.

Alışabilirsek içyağı ve kuyrukyağını deneyeceğiz. Canan hanım son yazdığı kitabında ısıl işlemlerle elde edilen yağların mutlaka trans yağ içerdiğini söylüyor. Fındık yağı, ayçiçek yağı, susam yağı ve zeytinyağının soğuk sıkım olursa sağlıklı, endüstriyel olursa trans yağ olduğunu söylüyor. Ben eskiden fındık yağı ısıya dayanıklı, kolay kolay trans yağ olmaz diye düşünerek piyasadaki fındık yağlarından kullanıyordum. Okan tereyağı sevmediği için, etli yemeklere de zeytinyağını yakıştıramadığımızdan fındık yağını bazı yemeklerde kullanıyordum. Ancak artık kullanmayacağız. 

Susam yağı da ısıl işlem gördüğünde trans yağa dönüşüyormuş. Bu durumda tahin yapılırken ısıl işlemlerden geçiyorsa o da trans yağ oluyordur. Ben tahin sağlıklı diye her gün bile yenebilir demiştim ama tahinin nasıl elde edildiğini bilmediğim için bu konuda tereddütlerim var. 

Yarın: Önerilerin şimdilik son paylaşımı

SAĞLIKLI YAŞIYORUZ

Nurçin & Okan Çağlar